Beytullah'ı haccetmek
29 Aralık 2005 Cuma
"Bir kimse için kendindeki Beytullah'ı mı haccetmesi amaç
olmalıdır, Mekke'deki Beytullah'ı mı?"
Cevap: Konuyu gerçekçi bir biçimde ele alalım. Dışımızda diye
algıladıklarımızı aslında kendi zihnimizde yaşıyoruz, bunu
biliyoruz! Örneğin, bir elmanın tadını aslında kendimizde
yaşıyoruz. Tadı dışarıdaki elmaya aitmiş gibi imgelesek de,
aslında bizim zihnimizde yaşanan bir deneyim o tad. O tadı alan,
hisseden biziz, onu biz biliyoruz, biz tadıyoruz, biz
yaşıyoruz... Fakat burada bir incelik var. O da şu: Her ne kadar
elmanın tadını yaşayan, hatta ona o tadı veren biz olsak ta,
elmayı alıp ta ısırmadıkça o tadı yaşayamıyoruz. Ortada elma
yokken elmanın tadına varamıyoruz... Hayal edebiliyoruz,
anımsayabiliyoruz, bir yere kadar belki hissedebiliyoruz da,
ancak ne var ki tam anlamıyla o tadı yaşamış olmuyoruz...
Bu bakıştan hareketle görürüz ki, iki farklı şeylermiş gibi
görünenlerin aslında bir yerden sonra önemi yok! İkisi farklı
şeyler değil; sadece farklı yönden bakışlar söz konusu.
Zahirde gördüğümüz her şeyin şuurumuzda karşılığı vardır.
Birinde kalmayı seçmek, ikisini de kaybetmektir. Birine ermek,
ikisine de ermektir.
Mübarek olsun Beytullah'ı haccedebilene, ona niyet edebilene...
 
İnsanlar ile İslâm arasına giren "camiler"
27 Aralık 2005 Salı
Bugün, Kanadalı bir okuyucumuzun İngilizce web sayfamızdaki
"Sünnet Ne Değildir" başlıklı yazının
çevirisini okuması üzerine İngilizce gönderdiği maili özetle
çevirerek paylaşıyorum sizlerle. Kalkınmış diye
tanımladığımız toplumlarda dahi, insanlarla İslâm arasına
girmekte olan cehaletin boyutlarını gözler önüne sermesi
bakımından ibret verici.
"Sayın Hulusi'nin web sayfanızdaki yeni yazılarını
okuyorum. Yıllarca merak edip durduğum sorularımın hepsini
cevaplıyor. İslâm hakkında, buradaki Müslüman hocaların tatmin
edici cevap veremediği o kadar çok şeyin açıklamasını öğrendim
ki sizden... Kuran'ın düne, bugüne ve yarına hitap ettiğini hep
hissediyordum. Fakat camilerde neden devamlı kılık-kıyafet
üzerinde durulduğuna anlam veremiyordum. İslâm'ı okuyup Müslüman
olmaya karar veren tanıdığım Kanadalı bir bayan vardı. Camiye
gittiğinde ona ilk iş olarak başını örtmesini ve köpeğinden
kurtulmasını söylemişler ve bir daha asla camiye girmedi. Başka
bir bey Müslüman oldu diye Pakistanlılar gibi giyinmesini şart
koştular ve ailesi adamın tarikata girdiğini sandı.
İnsanlar Müslüman olduklarında, onlardan elleriyle yemek
yemeleri ve misvakla diş fırçalamaları isteniyor. Bu da onları
çıldırtıyor ve gerçekleri öğrenmekten yüz çevirmelerine sebep
oluyor...
Oysa, İslam o kadar güzel ki; neden mesela batılı bir
kongre üyesi Müslüman olamasın ve bildiği gibi giyimine devam
edemesin?.. Size teşekkür ederim."
 
Yukarılarda ne var?
25 Aralık 2005 Pazar
Beyni incelemek ve tanımak yerine, uzayı keşfetmeye ayırdı
kaynaklarını çoğunlukla kalkınmış toplumlar. Halen, beyni tanıma
yönünde pek ileri gittiğimiz söylenemez. Kanaatimce, uzayı
tanıma konusunda da durum farklı değil! Zira, dünyaMIZ'ı
"varlığın mutlak şekli" gibi referans almayı sürdürdükçe, evreni
de doğru tanıyabilmemiz imkânsız, anlayışıma göre.
1990'lı yılların başında Ankara'da yaşarken, hakikat konusunda
bilebildiklerim ışığında farkedip hissedebildiklerimi "Bilincin
Sırları" başlığıyla kaleme almıştım bilgisayarımda (belki de
artık 'klavyeme almıştım' demek gerekir). Tamamlanmayı bekleyen
bilim-kurgu tarzında bir kitap olarak kaldı o günlerden. Orada,
Mahmud Rasûl isimli zatın, Mustafa'ya açtığı sırlardan birini,
geçenlerde
GİZ'li Gülşen'imize aldık ve bu pasaja kitabın
genişletilmiş üçüncü basımında 104 numarada "Semâyı
Gök, Göğü de Yer Sanma" başlığıyla yer verdik.
Şimdilerde, modern bilimin bulguları duyuldukça ve Tasavvuf
erenlerinin açıklamaya çalıştığı gerçekler anlaşıldıkça, bu tür
konuların daha sık gündeme geldiğini gözlemliyoruz. Şöyle bir
göz atılmasında fayda olacağı düşüncesiyle web günlüğümüzden o
yazıya link vermeyi uygun gördük. Dileyen inceleyebilir. En
azından yaşama ve evrene farklı bakış açılarının da olabileceği
gerçeğini paylaşmış oluruz böylelikle bu sefer de.
 
Tavafta okunacak dualar
21 Aralık 2005
Çarşamba
Hacca giden tüm dostlara bu duaları yanlarına almalarını ve
tavaflarda okumalarını tavsiye ederim.
"Subhanallahi velhamdullillahi ve la ilahe illallahu vallahu
ekber; vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azıym."
"La ilahe illallahu vahdehu la şeriykeleh, lehülmülkü ve
lehülhamdu yuhyiy ve yumiytu ve huve hayyun la yemutu biyedihil
hayr ve huve ala kulli şey'in kadiyr."
"La ilahe illallahul melikul hakk'ul mubiyn."
"Lekelhamdu kema yenbağiy licelali vechike ve liazıymi sultanike."
"Subhanallahi ve bihamdihi adede ilmihi."
"Subbuhun kuddusün rabbülmelaiketi verruhu ve rabbül arşil aziym."
"Subhanallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rızae nefsihi ve
zinnete arşihi ve midade kelimatihi."
"Subhaneke ve bihamdike ve la uhsiy senaen aleyke ente kema
esneyte ala nefsike."
"Allahuekberu kebiyran, velhamdu lillahi kesiyran, ve
subhanallahi bukraten ve esiyla."
"Subhaneke ma şekernake hakka şükrike ve la ilme lena illa ma
allemtena."
"Allahümme la mania lima a'tayte ve la mu'tiy lima mena'te vela
radde lima kadayte."
"Allahümme va'fu anna veğfirlena verhamna vehdina inneke
enterraufurrahiym."
"Rabbi zidniy ilmen ve fehmen ve imanan ve elhimniy rüşdiy."
"Ya hu, ya men hu, lailahe illa hu."
 
Bilgisizliğin acı sonuçları
19 Aralık 2005 Pazartesi
Yakın zaman önce aldığım bir mailde okuyucumuz başından geçen ve açıklayamadığı bir takım olayları anlattıktan sonra, "Olaylar yukarıdaki gibi gelişti ve daha sonra
web sitenizdeki Ahmed Hulûsi'nin RUH-İNSAN-CİN isimli kitabını
okuduğumda inanın dehşete düştüm. Gerçekten de bizler, tabirimi hoş görün ama boşa yaşıyormuşuz dedim," diyor ve şöyle devam ediyordu: "Kitabınızda cinlerin kendilerini yüce zatlarmış gibi tanıttıklarını, hatta ve hatta kendilerinin tanrı olduğuna insanları inandırdıklarını yazıyorsunuz. İşte bunları okuyunca aklıma iyi şeyler gelmiyor."
Okuyucumuz, "bilinmez" olaylar diye tanımlanan ve karşılaştığı şeylerin aslında
çok iyi "bilinir" olduğunu ve hatta geniş açıklamalarını bulmuştu RUH-İNSAN-CİN'de... Bu örnekteki gibi sayısız olay cereyan ediyor her gün çevremizde.
Şimdi sizlere bir
köşe yazısının linkini
veriyorum. Ona geçmeden önce, RUH-İNSAN-CİN kitabından aşağıya aldığım cümlelere ve ilgili sayfalara bir göz atın isterseniz. Daha sonra da köşe yazısında bahsedilen olayı irdeleyin. Kitapta anlatılan cinlerin aldatma yöntemlerinin birebir tanığı olacaksınız.
Bugünün iletişim imkânlarına rağmen, bu tür olayların hâlâ
"bilinmezlikler" olarak kalabilmesi ve insanların bir "tanrı"
hayaliyle bu şekilde aldatılabilmesi, sanırım cinlerin insanlar
üzerindeki etkisinin büyüklüğüne işaret eden önemli bir kanıt.
Ve tabi, RUH-İNSAN-CİN kitabında verilen bilgilerin önemine
de...
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ruh/ruh27.htm
"Cinler, kendisine bağlamak için bir din büyüğünün şekline girerek kişiye görünmeye ve onun çok büyük bir insan olacağı yolunda fikirler vermeye başlar... Cinler, bir takım olağanüstü haller meydana getirebilirler! Bütün bunlar o kişinin şânını daha çok arttırır ve etrafında binlerce insanı toplayabilir... Bu konuları bilenler onun durumunu derhal tesbit
edebilirken, buna karşılık o kişiye inananlar ise onu en büyük ermiş ve hattâ İsa veya tanrı derecesine çıkarmaya başlarlar..."
http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ruh/ruh37.htm
"Cinlerle iletişimde olanların, ileri bir safhadan itibaren saptıkları iki büyük itikat bozukluğu şunlardır: Reenkarnasyon inancı
ve Panteist görüş ile kendini "tanrı" olarak niteleme..."
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ruh/ruh26.htm
"Cinlerle ilgili pek çok eserde yazılı olduğu gibi cinlerin gıdası kokudur ve en çok sevdikleri koku, SİGARA kokusudur... Sigara içen bir kişiyi buldukları zaman, artık kolay kolay onun yanından ayrılmazlar ve onun peşini de bırakmazlar."
Ve daha niceleri... Göreceğiniz üzere, okumamanın ve
öğrenmemenin bedeli çok ağır!
Cinleri tanımak için RUH-İNSAN-CİN kitabını ve şerlerinden korunabilmek için Hazreti Muhammed'in Açıkladığı ALLAH kitabı ile DUA ve ZİKİR'i, mümkün olduğunca ulaşabildiklerimize tavsiye etmekten geri durmamalıyız!
 
Ya "onlar" zannettiğimiz gibi değilse?
16 Aralık 2005
Cuma
Önce, Valerie Cox'ın "Bisküvi Hırsızı"
isimli şiirinin çevirisi:
Bir kadın havaalanında bekliyordu bir gece,
Uçağının kalkmasına uzun saatler vardı,
Mağazalardan bir kitap aldı kendisine,
Bir paket de bisküvi; ve oturdu bir koltuğa.
Tam kitaba dalmıştı ki bir de ne görsün,
Yan koltukta oturan küstah adam,
Aralarında duran paketten birer birer atıştırıyordu bisküvileri,
Kadın görmezden gelmeye çalıştı bu manzarayı.
Derken o da almaya başladı bisküvilerden, gözucuyla saate
bakarak;
Arsız "bisküvi hırsızı" atıştırmaya devam ederken bisküvileri,
Kadın gittikçe sinirleniyordu geçen her dakikayla,
”Şeytan diyor, morart şunun gözünü” geçirerek içinden….
O her bisküvi aldığında, bir bisküvi de alıyordu adam,
Geriye son bisküvi kalınca çaktırmadan bekledi, “bakalım şimdi
ne olacak” diye;
Alaylı bir gülümseme ve kısa bir kahkahayla,
Kalan son bisküviyi aldı ve ortadan ikiye böldü adam.
Bir yarısını ağzına atarken diğer yarısını uzattı kadına.
Kaptı yarım bisküviyi elinden adamın, “aman yarabbi,
Adam hem küstah, hem de edepsiz;
Bir teşekkür bile aklına gelmiyor”, diye düşünerek kadın.
Böyle sinirlendiğini anımsamıyordu hayatta;
Uçağının anonsunu duyunca bir iç çekti, “kurtulduk” dercesine,
Hemen eşyalarını topladı, doğru çıkış kapısına yürüdü,
“Utanmaz hırsıza” dönüp bakmadı bile.
Uçağına binip yerine oturunca rahatladı epeyce,
Yerleştikten sonra, bitirmek üzere olduğu kitabını aradı,
Çantasına uzandığında, şaşkınlıktan soluğu kesildi,
Aldığı bir paket bisküvi öylece orada durmasın mı?
“Eyvah” dedi çaresizce, “benimkiler burada,
adamın bisküvilerini yiyordum ve meğer oymuş paylaşan.”
Özür dilemek için artık çok geçti. Acı da olsa fark etti,
Ki kaba ve düşüncesiz “bisküvi hırsızı” kendisiydi aslında.
Hayatımız boyunca kaç kez acaba,
Farkına varmışızdır açıkça,
İnandığımız zanlarımızın doğru olmadığını,
Sonradan anlayabilelim diye,
Yaşamın bize ders verdiğinin?
...
Çok önemli bir ders gizli bu hikâyede; elbette herkes kendine
göre bir şeyler çıkarmıştır... “Zanda bulunmak büyük günahtır,”
biliriz!
Ama ben sizinle bu kez olayın farklı bir derinliğini paylaşayım,
dilim döndüğünce... Bunu ciddi olarak düşünelim!
"Hakikatte ALLAH ismiyle işaret edilenden gayrı yok" diyoruz!..
Ne var ki, hâlâ karşımızdakileri “başkaları” diye kınayarak,
suçlayarak, gıybetini yaparak, onlar hakkında zanda bulunarak,
yargılayarak, hükümler vererek, onlara kızarak günlerimizi,
yıllarımızı geçirmekten geri duramıyor, yaşamımızı böyle
tüketiyoruz.. Peki, acaba görmezden gelmeye çalıştığımız,
karşımızdakinin hakikatinin bizimle bir olduğunu farkedince, yaşamın her
anında aslında o kendisinden gayrı olmayan Hakk’ın huzurunda
olduğumuzu farkedince, halimiz nice olur?.. Ya onlar
zannettiğimiz gibi değilse? Bunun yaşatacağı
pişmanlık başka birşeye benzer mi?
Ötesini siz düşünün!.. Zanda bulunmak neden günahtır ve günahın
zararı kimedir?.. Umarım farkedip, gereğini hakkıyla ortaya
koyabilenlerden oluruz...
Zaman ve mekân ötesinden
12 Aralık 2005
Pazartesi
Bilimle dinin ortak açıklamaları, günümüzde genellikle beş duyu
dünyasına ait konularda ele alınmaktadır. Oysa biz, bunlardan
çok farklı olarak Modern Bilim ve Din'in asıl hangi noktada
buluştuğu konusunu −ki o varlığın aslı ve hakikati konusudur−
AYNADAKİ EVREN kitabının önsözünde açıkladık.
Bu konuyu derinlemesine düşünmek isteyenler için aşağıya merhum
fizik profesörü David Bohm'un bilimsel bir tespitini ve ardından
Üstadım Ahmed Hulûsi'nin bir açıklamasını alıyorum. Her iki
bakışla da konu hakkında geniş bilgiye, web sitemizdeki TEK'in
SEYRİ ile İNSAN ve DİN kitaplarından ulaşabilirsiniz.
DB: Beynimiz, zaman ve mekân kavramlarının ötesinde, derindeki
bir varlığın hükmünün, başka bir boyuttan gönderdiği
projeksiyonların girişim frekanslarının, matematiksel olarak
değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürücüsüdür.
AH: NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet zuhuru ve bu
zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den, arş isimli
evrensel doğurganlık ile tüm esmâ mertebesi hâsıl olmakta... Ve
Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa
çıkmaktadır!. Kül, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu
için de; zerrelerde (yani birimlerde), Rabbin, (yani esma
terkibinin) getirisi hükmü, kademe kademe kişinin semâvâtından
bedene nâzil olmaktadır.
Birkaç ilginç haber ve yazı
12 Aralık 2005
Pazartesi
İlginç bulacağınız birkaç haber ve yazı.
Birincisi, insan beyninin
ortaya koyabileceği yetenekler hakkında fikir veren bir haber.
Ki bu yetenekler beş duyuyla tespit edilebilenler. Bize göre
beynin esas muhteşem bir özelliği ise, seyrettiği varlığın
aslını, orijinini ve kendi ile bağlantısını çözebilmesi ile
başlayan yolculuğu...
İkincisi, Müslüman toplumların
hayli uzak kalmış olduğunu gördüğümüz ölüm denen geçişle
birlikte yaşamın ruh bedenle devam edeceği konusunun işlendiği,
düşündürücü bir video. Sonundaki yazıda "ahıret bekleyebilir,
kemerini bağla" deniyor.
Üçüncüsü, kıyamet yaklaştığında
güneşin batıdan doğacağını ve yer sarsıntılarının artacağını
bildiren hadislere dair bilimsel tespitler.
Internet, bilginin iletişiminde büyük hazine.
Bilinç beynin ne kadarının farkında?
10 Aralık 2005
Cumartesi
Beynimizin, bilemeyeceğimiz kadar sayısız özelliklerinin ne
kadarının farkında olduğumuzu düşünmeyiz bile.
Şu an kendinizi nasıl bir kişi olarak hissediyor, hangi
özelliklerinizi algılıyorsanız, "ben" dediğiniz zaman da, o
karakteristik özelliklere sahip varlığınıza işaret ediyorsunuz.
Ve her "ben" dediğinizde, yahut kendinizi düşündüğünüzde,
belirli özelliklerini hissettiğiniz bir kişiliğin farkında
olarak kendinizi tanımlıyorsunuz.
Oysa, yaşamın her bir anında, kendimiz olarak tanımladığımız ve
bilincinde olabildiğimiz yapı hiç bir zaman birbirinin aynı
değil. Kendinizi her tanımladığınızda, farkına varıp işaret ettiğiniz
özellikler ve sahip olduğunuzu düşündüğünüz kuvveler,
beyninizden, sadece o anda içinde bulunduğunuz koşullarda açığa
çıkan bir "bilinç".
Algılayabildiğiniz, değerlendirebildiğiniz kadar. O bilince
"ben" diyorsunuz. Belki şu an,
okumanın verdiği hazla kendinizi sakin ve düşünen yönünüzle
hissediyorsunuz. Ancak, örneğin bir muharebede çarpışırken veya
felaketle karşılaştığınızda tehlikeden kurtulmaya çalışırken,
yahut farklı bir doğa ortamında dinlenirken, sevdiğiniz biriylle
dolaşırken, ya da farklı bir
sosyal çevre, topluluk içerisinde yaşamak zorunda iken,
beyninizden hangi özelliklerin açığa çıkacağı konusunda hiçbir fikriniz yoktur; ve o zaman nasıl bir
bilinçte olacağınızı, nelerin farkında olacağınızı ve ne tür
özellikler hissedip yaşayacağınızı bilemiyorsunuz! Kısacası, nasıl bir
bilincin beyninizden açığa çıkacağını ve "ben" diye
ne tür bir yapıyı tanımlıyor olacağınızın farkında değilsiniz.
Her bir ortamda ve koşulda, kendimiz olarak hissettiğimiz ve tanımladığımız, "bilincinde olduğumuz" yapı, beynimizdeki
özelliklerin sadece bir kısmı ve son derece az bir kısmıdır.
Değişik koşullar ve ortamlarda bulunmadan, değişik olaylarla
karşılaşmadan, nasıl biri olduğunuzu, yani nasıl bir bilinçte
olacağınızı çoğu kez bilemezsiniz bile. İşte bu sebeple de,
birçok kimsenin çoğu kez taraftarı olduğuna inandığı, savunduğu
bir düşüncenin veya ideolojinin yahut daha başka bir şeyin,
koşullara bağımlı olarak değiştiğini ve hatta farklı koşullarda,
önceden kendinde olduğunu varsaydığı, bahsettiği özelliklerden
eser bile kalmadığını gözlemleriz çevremizde.
Çünkü bilinç, her bir ortamda ve anda, beyindeki özelliklerinin
sadece az bir kısmının farkındalığıdır. Bir başka ifadeyle,
kişisel bilinç, beyindeki potansiyelin veya beyinde mevcut açığa
çıkabilecek özelliklerin sadece çok az, anlık bir
algılanmasıdır.
Dolayısıyla, gerçekte her an beyninizdeki farklı özelliklerin ve
ortaya çıkan farklı kuvvelerin bileşiminin farkında
olabiliyorsunuz ve "ben" diye tanımladığınız özellikler bileşimi
her an yeni bir hal alıyor, değişiyor. Beyinden açığa çıkan
özelliklerin farkında olan bilinci "ben" diye tanımlıyorsunuz.
Her ne olursa olsun, bilincimizin farkında olabildiği
özellikler, beynimizdeki özelliklerin çok az bir kısmının anlık
açığa çıkışıyladır.
Bu kadarını dahi bilmenin, öğrendiğimiz birçok şeyi
kavrayabilmeye ve düşünmeye kapı açacağına inanıyorum. Bakalım
bunlar neler olabilir?..
Beyin gücüyle tedavi
8 Aralık 2005
Perşembe
Esma olarak bildiğimiz ALLAH'ın isimlerinin işaret ettiği bütün
özellikler ve kuvveler her insanın beyninde mevcuttur.
ALLAH ismiyle işaret edileni anlamamış olanlar, bu isimlerin
işaret ettiği özelliklerin yukarıdaki bir tanrıya ait olduğunu
zannederler.
Yeryüzündeki her insanın beyninde bu esma kuvveleri mevcuttur ve
her birim o esma kuvvelerini kendinden açığa çıkarabildiği kadar kullanır.
İnsandaki tüm oluşlar bu isimlere dayanır; bu isimlerin ortaya çıkışıyla olur.
Her isim, belirli özelliklere işaret eder. Dolayısıyla isimler,
o kuvvelere ve özelliklere işaret eden araçlardır, âdeta işaret
levhalarıdır.
Bizler için en önemli mesele, o isimlerle işaret edilen
kendimizdeki özelliklerin neler olduğunu farkedip, onları
kullanabilmemizdir.
Kendimizdeki bu özellikleri farkedip kullanabilme, her birimizin varoluşunda
beyinlerimizde meydana getirilmiş özelliklerin açığa çıkması suretiyle
olur. Her bir kişinin kullanabildiği bu özellikler daha sonra o kişide meleke
haline gelir. Ortaya koyabildiğimiz bütün melekeler, beynimizden
o esma kuvvelerinin ve özelliklerinin açığa çıkışı
suretiyle gerçekleşir.
Şifa veren anlamındaki, ALLAH'ın "Şâfi" ismi, her
insanın beyninde varolan "şifa verme" gücüdür. Hazreti İsâ
aleyhisselâm, körün
gözünü açıyor, ölüyü diriltiyordu. Dolayısıyla Hazreti İsâ'da hangi özellik
var ise, o hangi kuvveleri ve özellikleri ortaya koymuş ise, her insanın beyninde de aynı özellikler vardır. Bütün
mesele, kendindeki o özellikleri açığa çıkarabilmektir.
Kendinde olanı açığa çıkarabilmek ise "iman"a bağlıdır.
İstediğim şu şeyi başarabilirim, oluşturabilirim diyebiliyorsa
kişi şek ve şüphesiz bir imanla, onu başarmasına hiçbir şey
engel olamaz. Eğer oluşturamıyorsa, orada şek ve şüphe var
demektir.
Suç yok ama ceza var!
7 Aralık 2005
Çarşamba
Varlığın tekilliği farkedildikten sonra akla ilk gelen ve
genellikle sorulan bir soru var: Peki varlık tek olduğuna göre
ve herşeyi o tek dilediğine göre, o zaman kimsenin suçu
sözkonusu olamaz! Kim, neyi yapmak, neyi yaşamak üzere
varolmuşsa, elinde olmadan onu yapacaktır. Böyle olunca peki o
zaman insanlara zarar verenlerin, kötülük yapanların suçu yok
olması lazım. Onların suçu yok mu gerçekten?
Siz, isterseniz adına "suç" deyin veya başka birşey, isterseniz
ona "var" deyin veya "yok", ortada değişmeyen bir gerçek var
sünnetullah gereği:
Kim ne yaparsa, kaçınılmaz biçimde onun neticelerini yaşar. Bir
başka ifadeyle, bugün yaşananlar, dün yapılanların sonucudur.
"Suç" kelimesi, olaya iliştirilen bir yargı, bir göresel
etiketlemedir. Ancak "ceza", karşılık anlamınadır ve yapılanın
neticesinin yaşanmasıdır −falaka değil. Buna göre, kişinin
yaptığının sonuçlarına katlanması, yaptığının cezasını
bulmasıdır. Bu da, yaşam sisteminde otomatik olarak gerçekleşir;
çünkü evrende herşey, insanlar göremese de her boyutta
birbiriyle ilintilidir ve hiçbir şey mevcuttan bağımsız hareket
etme özelliğine sahip değildir. Her bir sonraki anın oluşumu,
ondan önceki oluşumların gereğidir ve kişi kendinden ortaya
çıkanların neticesine ondan sonraki aşamalarda katlanmaktan asla
kurtulamaz.
Bu durumda, belki suç yoktur ama "cezadan" asla kaçılamaz!
Sünnetullah ve
beyin
5 Aralık 2005
Pazartesi
Sıradan bir günde bir süre kendinizi ve beyninizin işleyiş
biçimini gözlemleyin. Örneğin, benim
de yaptığım gibi, küçük bir alışverişe giderken dahi... Alışveriş
yapmak için nereyi tercih ettiğinize dikkat edin! İstediğiniz
bir malı seçerken neleri gözettiğinize dikkat edin! Gidiş ve
dönüşlerinizdeki tercihlerinize bakın... Veya
örneğin bir otomobil satın alırken, bir tatile çıkarken, bir
arkadaş seçerken...
Eğer objektif değerlendirmeyi başarabilirseniz, "beyninizin" tüm
eylemlerinizde sürekli "güçlüyü" destekleyen seçimlerde
bulunduğunu görebilirsiniz.
Önünüzdeki seçeneklerden imkânlarınız dahilindeki en iyi olanı
aramakla veya en iyi olana yönelmekle, aslında beyniniz daha
iyiyi yapabilmeyi başarabilmiş güçte olanı desteklemektedir. En iyi markaya
yönelirken, beyniniz aslında pazarda en güçlü olabilmeyi
başarmış olanı desteklemektedir. En kaliteliyi en ucuza seçerken
dahi, bu
nitelikte üretim yapabilmeyi başarabilecek kadar güçlü olanı
desteklemektedir beyniniz. Teknolojiyi kullanırken, bir kitap veya film
alırken, işlerinizi veya ekibinizi organize ederken
yöneldiğinizi, arzu ettiklerinizi gözlemleyin! Beyin, siz
bilincinde olmasanız da, daima gözönünde tuttuğu nitelikler
bakımından güçlü olana yönelmektedir.
Beyin hiç bir zaman ulaşabileceğinin en iyisi dururken, ikinci
iyiyi arzu etmez. Daima daha iyi hizmet verebileni, getirisi
daha çok olanı, daha kullanışlı olanı, daha çok fayda
sağlayabileni, daha zengini veya teknik özellikleri daha güçlü
olanı istememiz, beynimizin bu işleyişinin sonucudur.
Tüm bunlarla da sürekli olarak her adımımızda aslında güçlü
olmayı başarabilmiş olanı destekleriz. "Beynimiz" bu işleyişiyle, hiç bir zaman kötüden,
başarısızdan, az faydalıdan, kalitesi düşükten ve en önemlisi
"güçsüzden" yana olmaz!
Sayabileceğimiz sayısız konular arasından sadece
birkaç örnekti bunlar. Ancak bunların ortaya koyduğu bir gerçek var: Biz farketmesek de,
o anki farkındalığımız bunu göremeyip farklı tercihlerimiz var zannetse dahi, beynimiz
daima güçten yana işleyen bir prensiple çalışmaktadır!
Bu durum, tüm
canlılar aleminde ve doğa düzeninde dahi böyledir.
Doğa güçten yanadır. Doğal seleksiyon dediğimiz fenomen de bu esasa dayanır; güçlü olan hayatta
kalır.
Aslında bu suretle "beynin", her zaman ve her halde sünnetullah diye
tanımlanan ALLAH sistem ve düzenine tâbi olduğunu ve bunun gereğini yerine
getirmekte olduğunu görmekteyiz. "Kur'an ve insan ikiz kardeştir" hadisinin
bir anlamı da, beynin, evrensel sistem ve düzenin gereğini ortaya koyan bir
konfigürasyona sahip
olmasıdır. Çünkü beyin, “sünnetullah” adı
altında açığa çıkan ALLAH isimlerinin özelliklerinin ortaya konduğu, yaşandığı,
gözlendiği mahâldir.
O isimlerden biri de mutlak güç ve kudretin kendisi anlamına "Kadir"dir. Buna
karşın, ALLAH ismiyle işaret edilene ait, "aciz, muhtaç"
diye bir isim yoktur.
Güç konusunda olduğu gibi her konuda, her ismin mânâsı
yönünden beyin kesintisiz biçimde sünnetullahın gereğini ortaya koymaktadır. Ancak biz, çoğu zaman
yetersiz farkındalığımız sebebiyle beynimizin
çalışma sistemini ve mekanizmasını anlayamamakta, bundan dolayı da beynimizin bu
temel işleyişinin düşünce ve
davranışlarımızı nasıl oluşturduğunu fark edemeden yaşamaktayız. Bunun sebebi
nedir? Burası sorgulamaya değer önemli bir incelik sanırım. Yahut, bazı zamanlarda güçlüden yana olmayıp ta, güçsüzden
yana olmayı arzulama durumuna düşmemizin, yahut güçsüzden yanaymışız gibi
sanmamızın sebebi nedir?
Bu konuyu araştırın, sevdiklerinizle
ve yakınlarınızla sorgulayıp tartışın. Benim,
eşimden aldığım şu cevap isabetliydi: "Duygularımız ve şartlanmalarımızın
yönlendirmesiyle karar aldığımız zaman, ALLAH sünnetini
değerlendirebilen
bakış açısını kaybetmekteyiz." Bir bakıma, duygularımız ve şartlanmalara dayalı
yargılarla bakışımız, "beynimizin" çalışma sistemini âdeta
örtmekte, onun işleyiş mekanizmasını görmemizi engellemekte ve sonuçta da
sistemi hesaba katamayan düşünce ve davranışlara yöneltmektedir bizi...
Bu arada hatırınıza şu gelebilir:
Peki, Allah mazlumdan yanadır, deniyor. Veya biz, bazı zamanlarda, aldığımız
ilim gereği muhtaca yardım etmek istiyoruz. Bunları nasıl açıklarız?..
Aslında
bunlar da aynı kapsamda. Duygularımıza ve toplumsal şartlanmalarımıza göre yargılamayı
aşabilirsek görebiliriz. İsterseniz bunu yakınlarınızla tartışın.
B sırrıyla işaretler
4 Aralık 2005 Pazar
"Ya eyyühelleziyne amenu, âminu
billahi....."
"Ey iman etmişler; iman ediniz "B"nin işaret ettiği anlam
kapsamıyla Allah`a...."
"Feemmelleziyne âmenu B-illahi va`tesamu Bi-hi feseyudhıluhum fiy rahmetin
minhü ve fadlin ve yehdiyehim ileyhi sıratan mustakıyma" (4:175)
"B’nin sır anlamıyla Allah’a iman edenlere ve bu iman gereğini yaşayanları Allah
zâti rahmet ve faziletine erdirir; ve sıratı mustakıyme hidâyet eder"
"Âmener rasûli Bima ünzile ileyhi min Rabbih.."
"Rasûl, özünü oluşturan rabbinden inzal olana iman etti"
"Vallahu basiyrun Bi-ma ya'melun"
(2:96)
"Allah onların yaptıklarının
meydana getiricisi olarak yaptıklarını bilmektedir"
"İnnallahe Bi-nnasi leraufur rahiym"
(22:65)
"Şüphesiz ki Allah insanların hakikati olarak (insanlardan) Rauf ve rahimdir"
Ve minen nasi mey yekulü amenna B-illahi
ve B-il yevmil ahiri ve ma hüm Bi-mü'minin. (2:8)
"İnsanlardan bir kısmı B’nin anlamıyla Allah'a ve geleceğimize
iman ettik derler; ama söylediklerinin bilincinde olarak iman
etmemişlerdir."
"Vallahu muhıytun B-ilkâfiriyn"
(2:19)
"Gerçeği örtenlerin hakikati olarak Allah onları kapsamaktadır"
"Vallahu Bi-külli şeyin alim"
(2:95)
"Allah şeylerin kendisinde olarak her şeyi bilir"
"Vallahu a'lemu Bi-ma yektumun"
(3:167)
"Allah onların gizlemekte olduklarının hakikati ve aslı olarak gizledikleri
niyetlerini bilir"
"Vallahu raufun B-il ibad" (3:30)
"Allah kullarının varlığında olarak onlara Rauftur (çok çok merhamet
etmektedir)"
"Vema tef'alu min hayrin feinnallahe
Bihi aliym" (2:215)
"Ne iyilik yaparsanız, kesinlikle Allah onun hakikati olarak yaptığınızı bilir"
"Vallahu Bima ta'melune habiyr"
(3:180)
"Allah yaptıklarınızın hakikati ve oluşturucusu olarak yaptıklarınızdan
haberdardır"
"Vema tunfiku minhayrin feinnallahe
Bihi aliym" (2:273)
"İyilik olarak ne bağışlarsanız, gerçekten Allah onun hakikati olarak onu bilir"
"İnnallahe aliymun Bil müfsidiyn"
(3:63)
"Şüphesiz ki Allah müfsitlerin aslı ve hakikati olarak onları bilir"
"Vallahu aliymun Bilmuttakıyn"
(3:115)
"Alah korunanların varlığı ve hakikati olarak korunanları bilir"
"İnnallahe aliymun Bizatissudur"
(3:119 / 154)
"Şüphesiz ki Allah kalplerinin zâtı olarak içinizdekini bilir"
"İnnallahe Bima ya'melune muhit"
(3:120)
"Şüphesiz ki Allah, yaptıklarının hakikati olarak yaptıkların ihâta etmiştir"
"...Ve ci'na Bike ala haulâi
şehiydan" (4:41)
"Sen olarak onların üzerine şahidiz"
"Seyeczihim Bima kanu yefterun"
(6:138)
"İftiralarının varlığıyla Allah onları sonuçlarına katlandırır"
"Ve mimmen halekna ümmetün yehdune
Bilhakkı ve Bihi ya'dilun" (7:181)
"Yarattıklarımızdan hak olarak hidâyeti bulan ve hak olarak âdil davranan bir
ümmet daima vardır"
"Katiluhum yuazzibihumullahu
Bieydiykum" (9:14)
"Onlarla mukatele yapın ki, allah elleriniz olarak onlara azab versin"
"İnne rabbiy Bikeydihinne aliym"
(12:50)
"Şüphesiz ki benim rabbim, o kadınların hilesinin hakikati olarak, onların
hilesini bilir"
"Ve Binnecmi hüm yehtedun" (16:16)
"Yıldız olarak onlara hidâyet ulaştırmaktayız"
"İnnallahe habiyrun Bima yasneun"
(24:30)
"Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarının hakikati olarak onların yaptıklarından
haberdardır; yaptıklarını bilir"
"Vallahu aliymun Bima yef'alun"
(24:30)
"Allah onların fiillilerinin hakikati olarak onların tüm fiillerinin hakikati
olarak onların tüm fiillilerini bilir"
"Ve kefa Bihi Bizunubi ibadihi
habiyran" (25:58)
"Zenblerinin varlığı olması yeterlidir onların günahlarından haberli olması
için"
"ELA innahu Bikülli şey'in muhıyt"
(41:54)
"Dikkat et, kesinlikle o, şeyin tümü olarak her şeyi kapsamaktadır"
"İn yeşe' yüzhibkum ve ye'ti
Bihalkın cediyd" (35:16)
Allah dilerse sizi yokeder ve yeni bir yaratışla açığa çıkar"
"Ve huve Bikülli halkın aliym"
(36:79)
"O yaratılmışların tümünde varolduğundan yaratılmışlarını bilir"
"İnna zeyyennes semaed dünya
Biziynetil kevakib" (37:6)
Gerçekten biz dünya semâsını değerli nesneler olan yıldızlarla donattık."
Hiç bir şey değil!..
3 Aralık 2005
Cumartesi
Bazı sözler var, kullanırız ama
anlamını ve orijinini pek azımız düşünürüz. Bunlardan biri de belki "birşey
değil!"
Teşekkür edilen bir uğraştan
bireyselliğimize pay veya paye çıkarmamak için, yahut yaptığımızı
karşımızdakinin başına kakıyor durumuna düşmemek için karşılık olarak "birşey
değil" deriz; bazen ezbere, bazen hissederek.
Bir tevazu değil bu, aslında bir
gerçeğin dile gelişi. Çünkü, ortaya koyduğumuzun kendi üzerimize alınacak,
övünülecek yanı olmaması bir yana, hakikatte; "olup-biten" gerçekten de
kelimenin tam anlamıyla hiç bir şey değildir, hiç bir şey!
Kime göre?
Haktan aldığını halka verdiğinin
bilincinde olana göre. O bilinçte olan da elbette daha o işe başlarken "B-ismillâh"
ile başlamıştır ve nihayetinde, var zannedilen birimselliğine ait
hiçbir şeyin olmadığını −b-iz-zat (zat olarak) ve b-il-fiil (fiil olarak)−
hissedip yaşamıştır.
Dua ederken...
3 Aralık 2005
Cumartesi
Soru:
Rab ve Rabb-ül âlemin
kavramlarının farklı boyutlara işaret ettiğini öğrendik. Bu durumda, dua
ederken "ya rabbi" yerine "ya Rabb-ül âlemin" mi demeliyiz, kendi frekans
aralığımız yerine evrensel boyutta kuvvelerden faydalanabilmek için?
Cevap:
Kişi kendisiyle ilgili bir
konuda dua ederken "ya Rabbi"; karşısındaki için dua ederken "ya Rabb-el
âlemin" diyebilir.
Mühim olan kullanılan kelimelerin karşılığı olan
mânâyı bilerek ve hissederek yönelebilmektir.
EuzûB-illah, B-ismillâh, Rabb-ül âlemin
2 Aralık 2005 Cuma
Kurân "Bismillâh" ile başlar ve
hemen ikinci ayette "Rabb-ül âlemin" zikredilir.
Bu bakımdan, Rabb-ül âlemin'e
imanın önemi üzerinde duralım, kalemin elverdiğince.
Önce, Bismillâh'tan evvel
okuduğumuz Eûzu'nun anlamını hatırlayalım:
Şeytanlık ile görevli görünmez
bazı varlıkların ana amacı insanların kendi özlerindeki “hilâfet” sırrına
ermelerine engel olmak ve insanların dikkatini, anlayışını kendi dışına
yönelterek, içsel kuvvelerini kullanmaktan mahrum bırakmaktır. Bu yolda,
insanların bakışını, değerlendirmelerini hep dışarıya, kendi dışına,
başka(!)larına, ötelerine, yöneltmelerine sebep olurlar.
Sıradan insanları dışarıyla ve
başkalarıyla bu şekilde uğraştırırken, bu engeli aşıp, hakikate yönelebilen
kişilerde ise, insanın kendi hakikatinde yapacağı mirâç ile keşfedeceği
Rabbini, Arş'ı, Kürsî'yi, semavatı hep ötede, gökte, uzayda bir yerlerde
aratırlar, çeşitli hayallerle...
Bunun farkında olarak, bizler de
bu tür saptırıcı yönlendirmelere kapılmayıp, “Sünnetullah” adı altında açığa
çıkan ALLAH isimlerinin özelliklerini fark edip, düzenini ve sistemini
anlamak isteğiyle, euzû “OKU”mak suretiyle işe başlarız...
“Euzü B–illahi min eş şeytânir
racîm”: Sığınırım, varlığımı oluşturan, ismi ALLAH olanın, varlığımdaki
zati, sıfat ve esmasının kuvvelerine ve kudretine, kendi hakikatinden
uzaklaştırılmış olan, kandırıcı ve saptırıcıdan!
Bu sığınma, temelde kendi özüne
ve özündeki, ismi “ALLAH” olana yönlenmeyi oluşturur. Ve işte ancak bundan
sonradır ki, Rahman ve Rahim isimleriyle işaret edilen mânânın
bilincinde olarak kişi, Bismillâh'ı okuyabilir, varlığının aslının ALLAH'a
ait olduğu bilinciyle içsel kuvvelerini harekete geçirebilmek üzere...
"Euzû", bu sürecin hazırlık
basamağıydı. Bilincin, "öte", "başkası" kavramını atması şeklinde ifade
edebileceğimiz. Bismillâh ("Besmeleh" demiyorum) ile geldik asıl idrake ve
girişe.
“B” sırrının işareti, ismi ALLAH
olanın vasıflarının kişinin nefsinden zuhur etmesidir.
B-illahi: "ALLAH adıyla" değil,
"ALLAH ADINA" demektir. O'na izâfeten, O'na hilâfeten, O'nu temsilen, O'nun
bir aleti OLARAK demektir.
“ALLAH” ismine ait olarak
bildirilen sıfat ve esmâ ve bunların açığa çıkışındaki mertebeler–boyutlar
hükmünde olan kuvveler (melekler) dahi, insanın özünden, bilincine
doğru açığa çıkmakta ve suretinde dile gelmektedir.
Bununla birlikte,
algılayabildiğimiz tüm âlemlerde her ne varsa, bunların hepsi, onların da
özlerinden gelen bir biçimde, yani rububiyetlerinden, yani özlerindeki esma
bileşiminden gelen bir biçimde, Rahmaniyet ve Rahimiyetin özellikleriyle
varlıklarını devam ettirmektedirler.
“Senuriyhim âyâtina fiyl âfaki
ve fiy enfusihim...” (41:53)
Biz onlara âfakta ve enfüslerinde âyetlerimizi göstereceğiz, âyeti bu inceliğe işaret eder.
Bu sebeple, Euzû'yu okuyup,
özünden gelen bir yolla Bismillâh'ı dillendiren bilincin, gerek bâtını
ve gerekse zâhiri yönünden Rahmaniyet ve Rahîmiyyet nimetlerine erişebilmesi, buradan sonra aynı idrakle
“seyri afâki”yi tamamlamasına bağlıdır. “Seyri âfâki”nin gereği de“Rabb-ül
âlemîn”e imandır!
Burada fark edilmesi gereken
incelik şudur:
“B” sırrını anlamış olarak,
varlığının Hakk’a ait olduğunu hisseden bilincin Rabb-ül âlemîn’e imanı,
basîretle dönüp âlemlerin Rabbi’nin tasarrufuna veya kullarda Rabbin
tasarrufunu seyre yönelmesidir.
Bismillâh ile “nefsini bilme”
sırrına işaret vardır, Rabb-ül âlemin ile ise “eşyânın hakikatini” bilme
sırrına işaret vardır.
Âlemler ismi ve resmi ardında da,
insan ismi ve resmi ardında da, “Rahmaniyeti” ile her an yeni bir yaratışını
ve oluşumu sürdüren, dilediğini var kılan “Rabb-ül âlemiyn” vardır!
Âlemlerde açığa çıkan her
oluşum, aynıyla insanda mevcuttur; ki bu yüzden insan, kendini tanıyabildiği
ölçüde, âlemleri tanıyabilir ve âlemlerde Rabb-ül âlemiyn'i müşahede
edebildiği düzeyde özündeki hakikati hakkıyla bilip, müşahede edebilir.
İçinde Rabb-ül âlemin geçen ayetler
2
Aralık 2005 Cuma
Fatiha 2:Hamd, âlemlerin Rabbi
Allah'adır.
Maide 28: Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için
elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki, ben, âlemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım."
En'am 45, 71: Böylece, zulme saplanan topluluğun kökü kesilmişti; hamt olsun
âlemlerin Rabbi'ne! /De ki: "Allah'ın berisinden, bize yarar da zarar da
veremeyecek şeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra
ökçelerimiz üstüne geri mi döndürülelim? O kişi gibi, şeytanlar kendisini
ayartıp yeryüzünde şaşkın dolaşır hale getirmişlerdir. Oysaki onun, "Bize
gel!" diye doğruya ve güzele çağıran arkadaşları vardır." De ki: "Allah'ın
kılavuzluğudur gerçek kılavuzluk. Âlemlerin Rabbi Allah'a teslim olmakla
emrolunduk biz."
Suara 16, 23: "Hemen Firavun'a gidin, şöyle deyin: 'Âlemlerin Rabbi'nin
resulleriyiz biz."/ Firavun dedi: "Peki, âlemlerin Rabbi kim?"
Bakara 131: Rabbi ona, "Mümin olup bana teslim ol!" dediğinde o şu cevabı
vermişti: "Teslim oldum âlemlerin Rabbi'ne!"
Fussilet 9: De ki: "Siz, yerküreyi iki günde yaratana gerçekten nankörlük
edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? Âlemlerin Rabbi'dir O."
Yunus 10: Orada onların yakarışı, "Tespih ederiz seni ey Allahımız!" ve
birbirlerine esenlik dilemeleri, "Selam!" şeklindedir. Ve onların son
çağırışları şudur: Bütün övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır.
Zuhruf 46: Yemin olsun, Mûsa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve onun üst düzey
adamlarına gönderdik de onlara dedi ki: "Ben âlemlerin Rabbi'nin Resulüyüm."
Zümer 75: Melekleri de arşın çevresini kuşatarak Rablerinin hamdıyla tespih
eder halde görürsün. Aralarında hakla hüküm verilmiştir. Nihayet şöyle
denir: "Hamd âlemlerin Rabbi'ne özgüdür!
Hasr 16: Durumları, şeytanın durumuna benziyor. Hani, şeytan insana,
"Küfret/inkâr et!" der, insan küfür ve inkâra sapınca da şöyle konuşur:
"Vallahi ben senden uzağım; ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım!"
Neml 8: Mûsa ateşe vardığında şöyle çağrıldı. "Ateşteki kimse de ateşin
çevresindekiler de kutsal ve bereketli kılınmıştır. Ve âlemlerin Rabbi olan
Allah, bütün eksiklik ve iğretiliklerden arınmıştır."
Tekvir 29: Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!
Saffat 182: Hamd olsun âlemlerin Rabbi Allah'a.
Sems 14: Fakat Rasûl'e inanmadılar da deveyi devirip boğazladılar. Bunun
üzerine, Rableri onların günahlarını kendi başlarına geçirdi de o yurdu
dümdüz etti.
Casiye 36: Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan
Allah'adır!
Mü'min 65: Hayy O'dur! Tanrı yoktur Sadece O! Dini kendisine özgüleyerek dua
edin O'na. Hamd olsun âlemlerin Rabbi'ne!
|
|

Ahmed Hulûsi'nin kapak resmi için klikleyin
Arşiv
2007 Kasım
2007 Ekim
2007 Nisan
2007 Mart
2007 Şubat
2007 Ocak
2006 Aralık
2006 Kasım
2006 Ekim
2006 Eylül
2006 Ağustos
2006 Temmuz
2006 Haziran
2006 Mayıs
2006 Nisan
2006 Mart
2006 Şubat
2006 Ocak
2005 Aralık
Diğer Sayfalar
Holografik Bakış
Aynadaki Evren
GİZ'li Gülşen
Balın
Tadı
DİN'i Anlamada Reform
Hayret
Hazine
Son Misafir
Online Sohbetler
Yayınlanmış Kitapları
|
Holografik Bakış |
|
 |
|
(2005) |
|
Aynadaki Evren |
|

|
|
(2005) |
|
GİZ'li Gülşen |
|

|
|
(2001, 2003, 2005) |
|
|
|
Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını
sitemizden indirebilir; orijinaline
sadık kalmak kaydıyla ve kaynak
belirterek dilediğiniz yoldan
karşılıksız paylaşabilirsiniz.
Sitemizdeki eserlerin hiç biri için
telif hakkı talebimiz yoktur. |
Üstteki
lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz
Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz
(devamlarını açmayı unutmayın)
Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz
Üstteki menüden
tavsiye et'i seçerek veya yazıların
altındaki ikona tıklayarak bu
sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz
|