English Deutsch Français Español Pусский Polski Nederlands Shqip Swahili Azeri Türkçe  
 

AHMED BÂKİ

 
 

Blog / 2005 Aralık

Beytullah'ı haccetmek


29 Aralık 2005 Cuma

"Bir kimse için kendindeki Beytullah'ı mı haccetmesi amaç olmalıdır, Mekke'deki Beytullah'ı mı?"

Cevap: Konuyu gerçekçi bir biçimde ele alalım. Dışımızda diye algıladıklarımızı aslında kendi zihnimizde yaşıyoruz, bunu biliyoruz! Örneğin, bir elmanın tadını aslında kendimizde yaşıyoruz. Tadı dışarıdaki elmaya aitmiş gibi imgelesek de, aslında bizim zihnimizde yaşanan bir deneyim o tad. O tadı alan, hisseden biziz, onu biz biliyoruz, biz tadıyoruz, biz yaşıyoruz... Fakat burada bir incelik var. O da şu: Her ne kadar elmanın tadını yaşayan, hatta ona o tadı veren biz olsak ta, elmayı alıp ta ısırmadıkça o tadı yaşayamıyoruz. Ortada elma yokken elmanın tadına varamıyoruz... Hayal edebiliyoruz, anımsayabiliyoruz, bir yere kadar belki hissedebiliyoruz da, ancak ne var ki tam anlamıyla o tadı yaşamış olmuyoruz...

Bu bakıştan hareketle görürüz ki, iki farklı şeylermiş gibi görünenlerin aslında bir yerden sonra önemi yok! İkisi farklı şeyler değil; sadece farklı yönden bakışlar söz konusu.

Zahirde gördüğümüz her şeyin şuurumuzda karşılığı vardır. Birinde kalmayı seçmek, ikisini de kaybetmektir. Birine ermek, ikisine de ermektir.

Mübarek olsun Beytullah'ı haccedebilene, ona niyet edebilene...

İnsanlar ile İslâm arasına giren "camiler"


27 Aralık 2005 Salı

Bugün, Kanadalı bir okuyucumuzun İngilizce web sayfamızdaki "Sünnet Ne Değildir" başlıklı yazının çevirisini okuması üzerine İngilizce gönderdiği maili özetle çevirerek paylaşıyorum sizlerle. Kalkınmış diye tanımladığımız toplumlarda dahi, insanlarla İslâm arasına girmekte olan cehaletin boyutlarını gözler önüne sermesi bakımından ibret verici.

"Sayın Hulusi'nin web sayfanızdaki yeni yazılarını okuyorum. Yıllarca merak edip durduğum sorularımın hepsini cevaplıyor. İslâm hakkında, buradaki Müslüman hocaların tatmin edici cevap veremediği o kadar çok şeyin açıklamasını öğrendim ki sizden... Kuran'ın düne, bugüne ve yarına hitap ettiğini hep hissediyordum. Fakat camilerde neden devamlı kılık-kıyafet üzerinde durulduğuna anlam veremiyordum. İslâm'ı okuyup Müslüman olmaya karar veren tanıdığım Kanadalı bir bayan vardı. Camiye gittiğinde ona ilk iş olarak başını örtmesini ve köpeğinden kurtulmasını söylemişler ve bir daha asla camiye girmedi. Başka bir bey Müslüman oldu diye Pakistanlılar gibi giyinmesini şart koştular ve ailesi adamın tarikata girdiğini sandı.  İnsanlar Müslüman olduklarında, onlardan elleriyle yemek yemeleri ve misvakla diş fırçalamaları isteniyor. Bu da onları çıldırtıyor ve gerçekleri öğrenmekten yüz çevirmelerine sebep oluyor...

Oysa, İslam o kadar güzel ki; neden  mesela batılı bir kongre üyesi Müslüman olamasın ve bildiği gibi giyimine devam edemesin?.. Size teşekkür ederim."

Yukarılarda ne var?


25 Aralık 2005 Pazar

Beyni incelemek ve tanımak yerine, uzayı keşfetmeye ayırdı kaynaklarını çoğunlukla kalkınmış toplumlar. Halen, beyni tanıma yönünde pek ileri gittiğimiz söylenemez. Kanaatimce, uzayı tanıma konusunda da durum farklı değil! Zira, dünyaMIZ'ı "varlığın mutlak şekli" gibi referans almayı sürdürdükçe, evreni de doğru tanıyabilmemiz imkânsız, anlayışıma göre.

1990'lı yılların başında Ankara'da yaşarken, hakikat konusunda bilebildiklerim ışığında farkedip hissedebildiklerimi "Bilincin Sırları" başlığıyla kaleme almıştım bilgisayarımda (belki de artık 'klavyeme almıştım' demek gerekir). Tamamlanmayı bekleyen bilim-kurgu tarzında bir kitap olarak kaldı o günlerden. Orada, Mahmud Rasûl isimli zatın, Mustafa'ya açtığı sırlardan birini, geçenlerde GİZ'li Gülşen'imize aldık ve bu pasaja kitabın genişletilmiş üçüncü basımında 104 numarada "Semâyı Gök, Göğü de Yer Sanma" başlığıyla yer verdik. Şimdilerde, modern bilimin bulguları duyuldukça ve Tasavvuf erenlerinin açıklamaya çalıştığı gerçekler anlaşıldıkça, bu tür konuların daha sık gündeme geldiğini gözlemliyoruz. Şöyle bir göz atılmasında fayda olacağı düşüncesiyle web günlüğümüzden o yazıya link vermeyi uygun gördük. Dileyen inceleyebilir. En azından yaşama ve evrene farklı bakış açılarının da olabileceği gerçeğini paylaşmış oluruz böylelikle bu sefer de.

Tavafta okunacak dualar


21 Aralık 2005 Çarşamba

Hacca giden tüm dostlara bu duaları yanlarına almalarını ve tavaflarda okumalarını tavsiye ederim.

"Subhanallahi velhamdullillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber; vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azıym."

"La ilahe illallahu vahdehu la şeriykeleh, lehülmülkü ve lehülhamdu yuhyiy ve yumiytu ve huve hayyun la yemutu biyedihil hayr ve huve ala kulli şey'in kadiyr."

"La ilahe illallahul melikul hakk'ul mubiyn."

"Lekelhamdu kema yenbağiy licelali vechike ve liazıymi sultanike."

"Subhanallahi ve bihamdihi adede ilmihi."

Bilgisizliğin acı sonuçları


19 Aralık 2005 Pazartesi

Yakın zaman önce aldığım bir mailde okuyucumuz başından geçen ve açıklayamadığı bir takım olayları anlattıktan sonra, "Olaylar yukarıdaki gibi gelişti ve daha sonra web sitenizdeki Ahmed Hulûsi'nin RUH-İNSAN-CİN isimli kitabını okuduğumda inanın dehşete düştüm. Gerçekten de bizler, tabirimi hoş görün ama boşa yaşıyormuşuz dedim," diyor ve şöyle devam ediyordu: "Kitabınızda cinlerin kendilerini yüce zatlarmış gibi tanıttıklarını, hatta ve hatta kendilerinin tanrı olduğuna insanları inandırdıklarını yazıyorsunuz. İşte bunları okuyunca aklıma iyi şeyler gelmiyor."

Okuyucumuz, "bilinmez" olaylar diye tanımlanan ve karşılaştığı şeylerin aslında çok iyi "bilinir" olduğunu ve hatta geniş açıklamalarını bulmuştu RUH-İNSAN-CİN'de... Bu örnekteki gibi sayısız olay cereyan ediyor her gün çevremizde.

Şimdi sizlere bir köşe yazısının linkini veriyorum. Ona geçmeden önce, RUH-İNSAN-CİN kitabından aşağıya aldığım cümlelere ve ilgili sayfalara bir göz atın isterseniz. Daha sonra da köşe yazısında bahsedilen olayı irdeleyin. Kitapta anlatılan cinlerin aldatma yöntemlerinin birebir tanığı olacaksınız.

Bugünün iletişim imkânlarına rağmen, bu tür olayların hâlâ "bilinmezlikler" olarak kalabilmesi ve insanların bir "tanrı" hayaliyle bu şekilde aldatılabilmesi, sanırım cinlerin insanlar üzerindeki etkisinin büyüklüğüne işaret eden önemli bir kanıt. Ve tabi, RUH-İNSAN-CİN kitabında verilen bilgilerin önemine de...

Ya "onlar" zannettiğimiz gibi değilse?


16 Aralık 2005 Cuma

Önce, Valerie Cox'ın "Bisküvi Hırsızı" isimli şiirinin çevirisi:

Bir kadın havaalanında bekliyordu bir gece,
Uçağının kalkmasına uzun saatler vardı,
Mağazalardan bir kitap aldı kendisine,
Bir paket de bisküvi; ve oturdu bir koltuğa.

Tam kitaba dalmıştı ki bir de ne görsün,
Yan koltukta oturan küstah adam,
Aralarında duran paketten birer birer atıştırıyordu bisküvileri,
Kadın görmezden gelmeye çalıştı bu manzarayı.

Derken o da almaya başladı bisküvilerden, gözucuyla saate bakarak;
Arsız "bisküvi hırsızı" atıştırmaya devam ederken bisküvileri,
Kadın gittikçe sinirleniyordu geçen her dakikayla,
”Şeytan diyor, morart şunun gözünü” geçirerek içinden….

Zaman ve mekân ötesinden


12 Aralık 2005 Pazartesi

Bilimle dinin ortak açıklamaları, günümüzde genellikle beş duyu dünyasına ait konularda ele alınmaktadır. Oysa biz, bunlardan çok farklı olarak Modern Bilim ve Din'in asıl hangi noktada buluştuğu konusunu −ki o varlığın aslı ve hakikati konusudur− AYNADAKİ EVREN kitabının önsözünde açıkladık.

Bu konuyu derinlemesine düşünmek isteyenler için aşağıya merhum fizik profesörü David Bohm'un bilimsel bir tespitini ve ardından Üstadım Ahmed Hulûsi'nin bir açıklamasını alıyorum. Her iki bakışla da konu hakkında geniş bilgiye, web sitemizdeki TEK'in SEYRİ ile İNSAN ve DİN kitaplarından ulaşabilirsiniz.

DB: Beynimiz, zaman ve mekân kavramlarının ötesinde, derindeki bir varlığın hükmünün, başka bir boyuttan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarının, matematiksel olarak değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürücüsüdür.

AH: NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet zuhuru ve bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den, arş isimli evrensel doğurganlık ile tüm esmâ mertebesi hâsıl olmakta... Ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa çıkmaktadır!. Kül, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde (yani birimlerde), Rabbin, (yani esma terkibinin) getirisi hükmü, kademe kademe kişinin semâvâtından bedene nâzil olmaktadır.

Birkaç ilginç haber ve yazı


12 Aralık 2005 Pazartesi

İlginç bulacağınız birkaç haber ve yazı. Birincisi, insan beyninin ortaya koyabileceği yetenekler hakkında fikir veren bir haber. Ki bu yetenekler beş duyuyla tespit edilebilenler. Bize göre beynin esas muhteşem bir özelliği ise, seyrettiği varlığın aslını, orijinini ve kendi ile bağlantısını çözebilmesi ile başlayan yolculuğu...

İkincisi, Müslüman toplumların hayli uzak kalmış olduğunu gördüğümüz ölüm denen geçişle birlikte yaşamın ruh bedenle devam edeceği konusunun işlendiği, düşündürücü bir video. Sonundaki yazıda "ahıret bekleyebilir, kemerini bağla" deniyor.

Üçüncüsü, kıyamet yaklaştığında güneşin batıdan doğacağını ve yer sarsıntılarının artacağını bildiren hadislere dair bilimsel tespitler.

Internet, bilginin iletişiminde büyük hazine.

Bilinç beynin ne kadarının farkında?


10 Aralık 2005 Cumartesi

Beynimizin, bilemeyeceğimiz kadar sayısız özelliklerinin ne kadarının farkında olduğumuzu düşünmeyiz bile.

Şu an kendinizi nasıl bir kişi olarak hissediyor, hangi özelliklerinizi algılıyorsanız, "ben" dediğiniz zaman da, o karakteristik özelliklere sahip varlığınıza işaret ediyorsunuz. Ve her "ben" dediğinizde, yahut kendinizi düşündüğünüzde, belirli özelliklerini hissettiğiniz bir kişiliğin farkında olarak kendinizi tanımlıyorsunuz.

Oysa, yaşamın her bir anında, kendimiz olarak tanımladığımız ve bilincinde olabildiğimiz yapı hiç bir zaman birbirinin aynı değil. Kendinizi her tanımladığınızda, farkına varıp işaret ettiğiniz özellikler ve sahip olduğunuzu düşündüğünüz kuvveler, beyninizden, sadece o anda içinde bulunduğunuz koşullarda açığa çıkan bir "bilinç". Algılayabildiğiniz, değerlendirebildiğiniz kadar. O bilince "ben" diyorsunuz. Belki şu an, okumanın verdiği hazla kendinizi sakin ve düşünen yönünüzle hissediyorsunuz. Ancak, örneğin bir muharebede çarpışırken veya felaketle karşılaştığınızda tehlikeden kurtulmaya çalışırken, yahut farklı bir doğa ortamında dinlenirken, sevdiğiniz biriylle dolaşırken, ya da farklı bir sosyal çevre, topluluk içerisinde yaşamak zorunda iken, beyninizden hangi özelliklerin açığa çıkacağı konusunda hiçbir fikriniz yoktur; ve o zaman nasıl bir bilinçte olacağınızı, nelerin farkında olacağınızı ve ne tür özellikler hissedip yaşayacağınızı bilemiyorsunuz! Kısacası, nasıl bir bilincin beyninizden açığa çıkacağını ve "ben" diye ne tür bir yapıyı tanımlıyor olacağınızın farkında değilsiniz.

Beyin gücüyle tedavi


8 Aralık 2005 Perşembe

Esma olarak bildiğimiz ALLAH'ın isimlerinin işaret ettiği bütün özellikler ve kuvveler her insanın beyninde mevcuttur.

ALLAH ismiyle işaret edileni anlamamış olanlar, bu isimlerin işaret ettiği özelliklerin yukarıdaki bir tanrıya ait olduğunu zannederler.

Yeryüzündeki her insanın beyninde bu esma kuvveleri mevcuttur ve her birim o esma kuvvelerini kendinden açığa çıkarabildiği kadar kullanır. İnsandaki tüm oluşlar bu isimlere dayanır; bu isimlerin ortaya çıkışıyla olur.

Her isim, belirli özelliklere işaret eder. Dolayısıyla isimler, o kuvvelere ve özelliklere işaret eden araçlardır, âdeta işaret levhalarıdır.

Bizler için en önemli mesele, o isimlerle işaret edilen kendimizdeki özelliklerin neler olduğunu farkedip, onları kullanabilmemizdir.

Suç yok ama ceza var!


7 Aralık 2005 Çarşamba

Varlığın tekilliği farkedildikten sonra akla ilk gelen ve genellikle sorulan bir soru var: Peki varlık tek olduğuna göre ve herşeyi o tek dilediğine göre, o zaman kimsenin suçu sözkonusu olamaz! Kim, neyi yapmak, neyi yaşamak üzere varolmuşsa, elinde olmadan onu yapacaktır. Böyle olunca peki o zaman insanlara zarar verenlerin, kötülük yapanların suçu yok olması lazım. Onların suçu yok mu gerçekten?

Siz, isterseniz adına "suç" deyin veya başka birşey, isterseniz ona "var" deyin veya "yok", ortada değişmeyen bir gerçek var sünnetullah gereği:

Kim ne yaparsa, kaçınılmaz biçimde onun neticelerini yaşar. Bir başka ifadeyle, bugün yaşananlar, dün yapılanların sonucudur.

"Suç" kelimesi, olaya iliştirilen bir yargı, bir göresel etiketlemedir. Ancak "ceza", karşılık anlamınadır ve yapılanın neticesinin yaşanmasıdır −falaka değil. Buna göre, kişinin yaptığının sonuçlarına katlanması, yaptığının cezasını bulmasıdır. Bu da, yaşam sisteminde otomatik olarak gerçekleşir; çünkü evrende herşey, insanlar göremese de her boyutta birbiriyle ilintilidir ve hiçbir şey mevcuttan bağımsız hareket etme özelliğine sahip değildir. Her bir sonraki anın oluşumu, ondan önceki oluşumların gereğidir ve kişi kendinden ortaya çıkanların neticesine ondan sonraki aşamalarda katlanmaktan asla kurtulamaz.

Bu durumda, belki suç yoktur ama "cezadan" asla kaçılamaz!

Sünnetullah ve beyin


5 Aralık 2005 Pazartesi

Sıradan bir günde bir süre kendinizi ve beyninizin işleyiş biçimini gözlemleyin. Örneğin, benim de yaptığım gibi, küçük bir alışverişe giderken dahi... Alışveriş yapmak için nereyi tercih ettiğinize dikkat edin! İstediğiniz bir malı seçerken neleri gözettiğinize dikkat edin! Gidiş ve dönüşlerinizdeki tercihlerinize bakın... Veya örneğin bir otomobil satın alırken, bir tatile çıkarken, bir arkadaş seçerken...

Eğer objektif değerlendirmeyi başarabilirseniz, "beyninizin" tüm eylemlerinizde sürekli "güçlüyü" destekleyen seçimlerde bulunduğunu görebilirsiniz.

Önünüzdeki seçeneklerden imkânlarınız dahilindeki en iyi olanı aramakla veya en iyi olana yönelmekle, aslında beyniniz daha iyiyi yapabilmeyi başarabilmiş güçte olanı desteklemektedir. En iyi markaya yönelirken, beyniniz aslında pazarda en güçlü olabilmeyi başarmış olanı desteklemektedir.  En kaliteliyi en ucuza seçerken dahi, bu nitelikte üretim yapabilmeyi başarabilecek kadar güçlü olanı desteklemektedir beyniniz. Teknolojiyi kullanırken, bir kitap veya film alırken, işlerinizi veya ekibinizi organize ederken yöneldiğinizi, arzu ettiklerinizi gözlemleyin! Beyin, siz bilincinde olmasanız da, daima gözönünde tuttuğu nitelikler bakımından güçlü olana yönelmektedir.

B sırrıyla işaretler


4 Aralık 2005 Pazar

"Ya eyyühelleziyne amenu, âminu billahi....."
"Ey iman etmişler; iman ediniz "B"nin işaret ettiği anlam kapsamıyla Allah`a...."

"Feemmelleziyne âmenu B-illahi va`tesamu Bi-hi feseyudhıluhum fiy rahmetin minhü ve fadlin ve yehdiyehim ileyhi sıratan mustakıyma" (4:175)
"B’nin sır anlamıyla Allah’a iman edenlere ve bu iman gereğini yaşayanları Allah zâti rahmet ve faziletine erdirir; ve sıratı mustakıyme hidâyet eder"

"Âmener rasûli Bima ünzile ileyhi min Rabbih.."
"Rasûl, özünü oluşturan rabbinden inzal olana iman etti"

"Vallahu basiyrun Bi-ma ya'melun" (2:96)
"Allah onların yaptıklarının meydana getiricisi olarak yaptıklarını bilmektedir"

Hiç bir şey değil!..


3 Aralık 2005 Cumartesi

Bazı sözler var, kullanırız ama anlamını ve orijinini pek azımız düşünürüz. Bunlardan biri de belki "birşey değil!"

Teşekkür edilen bir uğraştan bireyselliğimize pay veya paye çıkarmamak için, yahut yaptığımızı karşımızdakinin başına kakıyor durumuna düşmemek için karşılık olarak "birşey değil" deriz; bazen ezbere, bazen hissederek.

Bir tevazu değil bu, aslında bir gerçeğin dile gelişi. Çünkü, ortaya koyduğumuzun kendi üzerimize alınacak, övünülecek yanı olmaması bir yana, hakikatte; "olup-biten" gerçekten de kelimenin tam anlamıyla hiç bir şey değildir, hiç bir şey!

Kime göre?

Haktan aldığını halka verdiğinin bilincinde olana göre. O bilinçte olan da elbette daha o işe başlarken "B-ismillâh" ile başlamıştır ve nihayetinde, var zannedilen birimselliğine ait hiçbir şeyin olmadığını −b-iz-zat (zat olarak) ve b-il-fiil (fiil olarak)− hissedip yaşamıştır.

Dua ederken...


3 Aralık 2005 Cumartesi

Soru:

Rab ve Rabb-ül âlemin kavramlarının farklı boyutlara işaret ettiğini öğrendik. Bu durumda, dua ederken "ya rabbi" yerine "ya Rabb-ül âlemin" mi demeliyiz, kendi frekans aralığımız yerine evrensel boyutta kuvvelerden faydalanabilmek için?

Cevap:

Kişi kendisiyle ilgili bir konuda dua ederken "ya Rabbi"; karşısındaki için dua ederken "ya Rabb-el âlemin" diyebilir.

Mühim olan kullanılan kelimelerin karşılığı olan mânâyı bilerek ve hissederek yönelebilmektir.

EuzûB-illah, B-ismillâh, Rabb-ül âlemin


2 Aralık 2005 Cuma

Kurân "Bismillâh" ile başlar ve hemen ikinci ayette "Rabb-ül âlemin" zikredilir.

Bu bakımdan, Rabb-ül âlemin'e imanın önemi üzerinde duralım, kalemin elverdiğince.

Önce, Bismillâh'tan evvel okuduğumuz Eûzu'nun anlamını hatırlayalım:

Şeytanlık ile görevli görünmez bazı varlıkların ana amacı insanların kendi özlerindeki “hilâfet” sırrına ermelerine engel olmak ve insanların dikkatini, anlayışını kendi dışına yönelterek, içsel kuvvelerini kullanmaktan mahrum bırakmaktır. Bu yolda, insanların bakışını, değerlendirmelerini hep dışarıya, kendi dışına, başka(!)larına, ötelerine, yöneltmelerine sebep olurlar.

Sıradan insanları dışarıyla ve başkalarıyla bu şekilde uğraştırırken, bu engeli aşıp, hakikate yönelebilen kişilerde ise, insanın kendi hakikatinde yapacağı mirâç ile keşfedeceği Rabbini, Arş'ı, Kürsî'yi, semavatı hep ötede, gökte, uzayda bir yerlerde aratırlar, çeşitli hayallerle...

İçinde Rabb-ül âlemin geçen ayetler


2 Aralık 2005 Cuma

Fatiha 2:Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır.

Maide 28: Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki, ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."

En'am 45, 71: Böylece, zulme saplanan topluluğun kökü kesilmişti; hamt olsun âlemlerin Rabbi'ne! /De ki: "Allah'ın berisinden, bize yarar da zarar da veremeyecek şeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra ökçelerimiz üstüne geri mi döndürülelim? O kişi gibi, şeytanlar kendisini ayartıp yeryüzünde şaşkın dolaşır hale getirmişlerdir. Oysaki onun, "Bize gel!" diye doğruya ve güzele çağıran arkadaşları vardır." De ki: "Allah'ın kılavuzluğudur gerçek kılavuzluk. Âlemlerin Rabbi Allah'a teslim olmakla emrolunduk biz."

Suara 16, 23: "Hemen Firavun'a gidin, şöyle deyin: 'Âlemlerin Rabbi'nin resulleriyiz biz."/ Firavun dedi: "Peki, âlemlerin Rabbi kim?"

Bakara 131: Rabbi ona, "Mümin olup bana teslim ol!" dediğinde o şu cevabı vermişti: "Teslim oldum âlemlerin Rabbi'ne!"


 

Ahmed Hulûsi'nin kapak resmi için klikleyin

 

Arşiv


2007 Kasım

2007 Ekim

2007 Nisan

2007 Mart

2007 Şubat

2007 Ocak

2006 Aralık

2006 Kasım

2006 Ekim

2006 Eylül

2006 Ağustos

2006 Temmuz

2006 Haziran

2006 Mayıs

2006 Nisan

2006 Mart

2006 Şubat

2006 Ocak

2005 Aralık

 

 

Diğer Sayfalar


Holografik Bakış

Aynadaki Evren

GİZ'li Gülşen

Balın Tadı

DİN'i Anlamada Reform

Hayret

Hazine

Son Misafir

Online Sohbetler 

 

Yayınlanmış Kitapları


Holografik Bakış

(2005)

Aynadaki Evren

 

(2005)

GİZ'li Gülşen

(2001, 2003, 2005)

 

Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını sitemizden indirebilir; orijinaline sadık kalmak kaydıyla ve kaynak belirterek dilediğiniz yoldan karşılıksız paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki eserlerin hiç biri için telif hakkı talebimiz yoktur.

 

 

 


» Üstteki lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz

» Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz (devamlarını açmayı unutmayın)

» Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz

» Üstteki menüden tavsiye et'i seçerek veya yazıların altındaki ikona tıklayarak bu sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz

» Kısa e-mail gönderebilirsiniz


 

 

34636 kez okundu.

karşılıksız bilgi paylaşımı @ www.ahmedbaki.com/turkce/blog