English Deutsch Français Español Pусский Polski Nederlands Shqip Swahili Azeri Türkçe  
 

AHMED BÂKİ

 
 

Blog / 2006 Ocak

Hadis-i Şerif


30 Ocak 2006 Pazartesi

"Âlim, ilmi bir cemâate tahsis edip diğerlerini mahrum ettiği zaman, o ilimden âlim de, talebesi de faydalanamaz."

"Her kim ilmi, âlimlere karşı böbürlenmek, sefihlere münakaşa etmek veya insanların teveccühünü kazanmak için öğrenirse, Allahu Tealâ da onu ateşe sokar."

Yolculuk duası


28 Ocak 2006 Cumartesi

Her yola çıkışta 21 kez okumanız tavsiye edilir:

"Bismillah, rabbiyallah, hasbiyallah, tevekkeltü alallah, ve ı’tesamtu billah, ve fevvedtu emriy ilallah, mâşaallah, la kuvvete illa billah."

Bismillah: İsmi Allah olanın varlığı ve kuvveleri olarak,
Rabbiyallah: Rabbim, Allah’dır,
Hasbiyallah: Allah bana yeter,
Tevekkeltü alAllah: Allah’a tevekkül ettim,
Ve ı’tesamtu billah: Ve varlığımdaki ilahi boyut ile korundum,
Ve fevvedtu emriy ilAllah: İşimi Allah’a bıraktım,
Mâşaallah: Olan Allah’ın istediğidir,
La kuvvete illa billah: Kuvvet yok, ancak Allah'ın.

Hoşgörü = tolerans değildir


28 Ocak 2006 Cumartesi

Birçok kavramın yerini ve anlamını yeniden sorgulama, gözden geçirme zorunluluğumuzu ortaya çıkaran bir süreç bu... Değerlendirebilene elbette...

Hoşgörü, 'hoş' ve 'görü' kelimelerinden doğmuş bir kavramdır. Karşında hoş olanı görme anlamını, güzele odaklanmayı vurgular. Beşeri yargılamalardan doğan eksik, yanlış, kusur görmemeyi, her birimin varoluş gayesini yerine getirdiği gerçeğinden hareketle oradaki mükemmelliğin hoşluğunu, güzelliğini görmeyi, oradaki varoluş kemalâtına yönelmeyi vurgular; bize göre... 'Tolerans' ise müsamaha göstermek, olmaması gerekene dayanmak, tahammül etmek anlamınadır.

Bir başka ifadeyle, 'tolerans', bir olay karşısında pasif tutumdur, tahammül sığınağıdır. 'Hoşgörü' ise, bunun çok ötesinde, aktif tavırdır; belirli düzeyde birikim ve erdem gerektirir.

Rasûlullah'ın 'sabır' isteyene, aslında 'belâ' istediğini vurgulaması olayını hatırlayın burada!

Rasûlullah'ı ve Allah ismiyle işaret edileni kabul etmeyenlerin, sırf "tekliğe ve bölünmez bütünlüğüne" imanlı duruşun gereği olan hoşgörüyü, müsamaha göstermek anlamına, bir de şiar edinebilmeleri ne düşündürücüdür... Ve elbette hoşgörülmesi gereken bir güzelliktir!

Kendimizi sorgulamaya devam...


25 Ocak 2006 Çarşamba

Günümüz gerçeklerini görmezden gelmeye çalışmadan, Şeriat Devleti başlıklı yazıda verilen anahtarlarla, nerede durduğumuzu sorgulamaya devam edelim:

"Mezheb, tarîkat, cemâat anlayışları dolayısıyla, bölgesel Müslümanlık anlayışları ihtiva eden; kendi anlayışları dışındaki tüm inananları “kâfir” gören dar ve sınırlı bakış sahiplerinin oluşturduğu devletleri nasıl İslâm’a bağlayıp, İslâm’ı küçültebilir, o yüzden İslâm’a laf getirtebiliriz?.."

Mezheb, tarîkat, cemâat kabulünden, anlayışından, gruplaşmasından veya izleniminden kurtulmayı başaramamış Müslümanlık anlayışları, İslâm'ı, insanların gözünde küçük düşürmenin ötesinde neye hizmet edebilir?

"Hangi mezheb ya da tarikat veya cemâat anlayışına göre şeriat devleti kurulacak?... Böylece de, kaç kişi, kaç kişiye hükmedecek ALLAH ve DİN ADINA; diyerek!. Düşünebiliyor musunuz bunun sonucunu!."

İmanlı duruşu kazanabilmek


23 Ocak 2006 Pazartesi

Bize verilen anahtarları doğru değerlendirebilmenin getirisi, duruşumuzun, bakışımızın ve değerlendirmelerimizin yenilenmesi olacaktır.

Bunun yaşanabilmesi için ise, bilincin arınması şarttır! Bilincin, şartlanmalara, duygusal kararlara ve sistem realitelerini hesaba katmayan değerlendirmelere dayalı bakış açısından kurtulabilmesi gerekir... Bunu başarabilmenin yollarından biri de, öğrendiklerimiz ışığında bakış açımızı ve değerlendirmelerimizi yeni baştan sorgulayabilmek ve yerimizi görebilmektir.

Son yazılar ışığında şunları sorgulayalım bakalım neredeyiz:

İslâm'ın yeryüzünde, camilerden değil, işin hakikatini görüp yaşayan gönül ehlinden yayıldığını bildiğimize göre; dar kafalı, şekilci anlayışlı, ezberlediğini tekrardan öteye gidemeyen dini otoriteler(!) gerçekte nasıl bir işlev yerine getiriyorlar ve bizim bu duruma bakışımız nasıl?

Rasûlullah, Din gerçekleriyle ilgili olmayan konularda, yaşadığı toplum putperest olmasına rağmen onların örf ve âdetlerine dahi saygı gösterdiğine göre, yaşadığı topluma muhalif yaşam tarzında, sünnet oymuş gibi ısrar edenler nasıl bir işlevi yerine getiriyorlar ve bizim bu tutuma bakışımız nasıl?

Kurân'da veya Hadiste olmayan bir konuya ilişkin kişisel yorumların (fetvaların) Din hükmüymüş gibi uygulatılmaya kalkışılması, insanlara zulüm olduğuna göre, bu tür uygulamalara bizim bakışımız nasıl?

Bu sorulara karşılık, "bunların da bir tür hizmet olduğunu ve tolerans gösterilmesi gerektiğini" düşünenlerdenseniz,  biliniz ki şartlanmalarınızdan ve günün gerisinde kalmış bakıştan kurtulmakta zorluk çekenlerdensiniz. Zira, "tolerans" kavramı gerisinde burada yapılmakta olunan şey, İslâm ile insanlar arasındaki engellere göz yummaktan ibarettir ve bu durum günümüzde saptırıcılığın önemli bir silahı olmuştur.

Yaşadığımız günün gerçeklerini görebilmek


21 Ocak 2006 Cumartesi

Şeriat Devleti başlıklı yeni yazıda, hayal dünyasından çıkılmasını öğütleyen önemli bir vurgu yeralıyor:

"Yaşadığınız günün gerçeklerini görün!."

ALLAH Sistemini farkedebilmek için, yaşadığımız günün gerçeklerini iyi görebilmek temel bir koşul!

Konunun bütün olarak irdelenmesinden görüleceği üzere, insanların gerçekleri görememesinin önünde önemli bir perde, hayal dünyaları ve ona dayalı beklentileri; ki onlar hep beklenen beklentilerdir... İmam Gazalî, hayal ve vehim perdesi diye işaret etmiş en önemli perdeye...

O yüzden değil mi zaten, gerçekleri kavramak yerine, şeytanın insanları, hayallerle oyalayabilmesi, yaşamlarını heba etmelerine sebep olabilmesi...

Tanrı hayali... Sevgili peygamberim hayali... Beyaz atlı Mehdi ve devletlerin fethi hayali... Geçmişi(!) taklitte derinleşmiş kişiliklerde yenileyici (müceddid) hayali... Minderine oturmuş etrafına topladığı insanlara hikayeler anlatan veli hayali... Deccal biz yaşadıktan sonra gelecek hayali... Öldükten sonra yok olup sonra yeniden dirilme hayali...

Bu tür hayallerin sebebi, günümüz yaşam gerçeklerini görmezden gelmek değil mi?

Şeriat devleti konusuna imanlı bakış


21 Ocak 2006 Cumartesi

Çok kişinin kafası karışık şeriat devleti mi gerekiyor, olmalı mı, olmamalı mı gibi konularda...

Üstadın yeni yazısı, bu konuya imanlı bakışın gerektirdiği duruşu ve onu elde edebilmenin bugünkü anahtarlarını veren, her satırıyla beyinlerdeki berlin  duvarlarını yıkan yine muhteşem yenileyici bir yazı!

Bakış açımızın, zihin haritalarımızın, anlayış ve kavrayışımızın, duruşumuzun temelden yenilenmesi! Ve de tüm bunların Rasûlullah'a imanlı bakış esası üzerine yenilenmesi!

Bu yenilenmeye ayak uydurabilmek son derece mühim! Zira, günümüz gerçekleri yanında, neyin doğru, neyin yanlış olduğu yanısıra, tolerans (müsamaha) —hoşgörü değil— gibi birçok kavramın yerini ve anlamını yeniden gözden geçirme zorunluluğumuzu ortaya çıkaran bir süreç bu...

Masummuş gibi görünen ve müsamahayla yaklaşılan tutum ve uygulamaların, aslında sistemin gerçekleri indinde, yani sistemin işleyişi ve oluşturduğu sonuçlar gözetildiğinde hiç de öyle olmadığını, bilakis sinsice bir yol kesiş olduğunu açmakta bu anahtarlar... Tıpkı "Rasûlullah'ın Sünneti" yazısında açıklandığı düzeyde sünnetin ne olduğunu kavrayabilenlerin gözünde, konunun "gardırop Müslümanlığı" düzeyine indirgenmesinin verdiği sonuçların anlaşılması gibi...

Hesabı anında görücü


16 Ocak 2006 Pazartesi

Sistemde her yapılan karşılığını bulur mutlaka; hiçbir şey boşa gitmeksizin. Allah, Hasiyb'dir; hesabı anında görür, denir.

Hesabın anında görülmesi olgusu çok sorulan konulardan birisi. Şu şekilde bir açıklama bunu kavramamızı kolaylaştırabilir belki:

Yaşamın her bir anında önümüzde sayısız seçenek var gibi görünmesine rağmen, her an yaşandıktan sonra, sayısız olabileceklerden sadece biri yaşanmış olur ancak. Dolayısıyla aynı anda iki farklı seçim birden yaşanmış olmaz; sadece biri yaşanmış olur. Buradan yola çıkarak şunu görebiliriz: Kişinin, örneğin bir "yanlışta ısrarı", aynı anda "doğrudan mahrum kalması" demektir. Zira, aynı anda hem yanlışı, hem doğruyu birden yaşama şansı yoktur!

İşte, böylece de kişinin yanlışta ısrarının hesabı anında görülmüş olur; doğrudan mahrum kalması cezası ile. Bu oluş, yaşamın her bir anında ve her an böyle süregider. Sistemde, böylece her yapılan anında karşılığını oluşturur.

Bununla birlikte, kişinin, yaptığının cezasını aldığının farkına varması daha sonraki bir süreçte olabilir. Örneğin, yanlışta ısrarının kendisine neler kaybettirdiğini çok daha sonra karşılaştığı bir olayla farkedebilir. Bu durumda da, hesabı anında görülmüş olmasına rağmen, yaptığının cezasını daha sonra çekiyormuş gibi algılayabilir.

Her yaptığımızla hesabımız anında görülmektedir; ötedeki biri tarafından yargılanmak suretiyle değil, tâbi olduğumuz sistemde özden gelen bir biçimde, ki bunun dışına çıkmak asla sözkonusu değildir.

Beyin sağlığı


07 Ocak 2006 Cumartesi

Belleğin kurtarıcıları başlıklı blogdan çok önceleri beyin sağlığı konusunda GİZ'li Gülşen'de önemli bilgilere yer vermiştik. Bu konuda gelen sorulara cevap olması için 91. sırada yeralan bu sayfayı hatırlatmamızda fayda var sanırım. Multimineral ve multivitamin tabletleri yanısıra, orta yaşlarda sağlığı yerinde olanlara her gün Royal Jelly, Ginko Biloba ve Ginseng almaları tavsiye edilir.

Detaylı açıklamaları aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/gulsen/

Alvarlı Efe Hazretlerinden


06 Ocak 2006 Cuma

İnternet sayfalarında Osmanlıca hat yazıyla yeralan bir dörtlüğü:

Alınca satanı gözet,
Satınca alanı gözet,
Kârında kalanı gözet,
Mevlâ'dan al, Mevlâ'ya ver...

(Muhammed Lûtfi)

Ahmed Hulûsi'yi eleştiren Diyanet'te
ne dediğini bilen biri var mı?..


05 Ocak 2006 Perşembe

Bir okuyucumuz Diyanet İşleri Başkanlığı'na e-maille (dinisorular@diyanet.gov.tr adresine) şu soruyu gönderiyor:

"Sayın Yetkili,

Geçenlerde Ahmed Hulusi'nin Dua ve Zikir kitabını okurken (internet sitesindeki linki: http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dua/dua14.htm) TANRI YOKTUR, sadece ALLAH vardır başlığı altındaki yazısı çok dikkatimi çekti...

Kısaca şunları yazıyordu: Sizin düşündüğünüz gibi, bir tanrı ve tanrılık kavramı kesinlikle mevcut değildir; ALLAH vardır ve O'nun oluşturduğu kendi sistemi mevcuttur.

Ben ayrıca Diyanet İşleri ve Diyanet Vakfı'nın sitesinden Kuran'ın tercümelerini ve tefsirlerini bilgisayarıma indirerek karşılaştırdım, eğer yanlış anlamadıysam onların içinde hiç TANRI YOKTUR, sadece ALLAH vardır, gibi bir ibareye rastlayamadım.

Belleğin Kurtarıcıları


05 Ocak 2006 Perşembe

Antioksidan vitaminler: A, E, ve C vitaminleri, beyini hücre öldüren serbest radikallere karşı korurlar. Her gün düzenli olarak bu vitaminleri almalısınız.

B kompleks vitaminleri: B vitaminleri, bellek sorunu olan herkes için gereklidir. Bu vitaminlerin eksikliği bellek kaybına neden oluyor. Günde 1-2 kez, 50 mg. birer tablet almanızda yarar var.

Mineraller: Kalsiyum, magnezyum potasyum, bakır, çinko iyot, demir beyinin güçlü olması için gerekli mineraller. Bunların hepsini içeren tabletleri kullanmalısınız.

(http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=130612)

İstemek


02 Ocak 2006 Pazartesi

Neyin mecaz olduğunu neyin hakikat, çoğu zaman bilemeyiz. Bunu bilsek, nerede mecazın bittiğini, nerede hakikatin başladığını bilemeyiz.

Bu yüzden de kimi bir hikmetten bahsettiğini sanarak, "Allah istedi de onun için böyle oldu", der!.. Kimi de isyan eder; "bunu ben mi istedim Allah istedi" diyerek...

İstemek!..

Oysa, istemek "beşeri" bir duygudur sadece; insanların dünyasında adı geçen. Allah'ın "isteklerinden" bahsetmek ise, insan gibi düşünen bir tanrı hayalinin dile gelişinden başka birşey değildir.

Bir tanrının istemesi değilse, peki nedir Allah'ın dilemesi diye kastedilen?

Genişletilmiş 3. basım tanıtım sayfası için klikleyin

 

Arşiv


2007 Kasım

2007 Ekim

2007 Nisan

2007 Mart

2007 Şubat

2007 Ocak

2006 Aralık

2006 Kasım

2006 Ekim

2006 Eylül

2006 Ağustos

2006 Temmuz

2006 Haziran

2006 Mayıs

2006 Nisan

2006 Mart

2006 Şubat

2006 Ocak

2005 Aralık

 

 

Diğer Sayfalar


Holografik Bakış

Aynadaki Evren

GİZ'li Gülşen

Balın Tadı

DİN'i Anlamada Reform

Hayret

Hazine

Son Misafir

Online Sohbetler 

 

Yayınlanmış Kitapları


Holografik Bakış

(2005)

Aynadaki Evren

 

(2005)

GİZ'li Gülşen

(2001, 2003, 2005)

 

Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını sitemizden indirebilir; orijinaline sadık kalmak kaydıyla ve kaynak belirterek dilediğiniz yoldan karşılıksız paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki eserlerin hiç biri için telif hakkı talebimiz yoktur.

 

 

 


» Üstteki lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz

» Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz (devamlarını açmayı unutmayın)

» Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz

» Üstteki menüden tavsiye et'i seçerek veya yazıların altındaki ikona tıklayarak bu sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz

» Kısa e-mail gönderebilirsiniz


 

 

11946 kez okundu.

karşılıksız bilgi paylaşımı @ www.ahmedbaki.com/turkce/blog