BİLİMİN "Mİ'RÂC"I
Yazdır

 

Ahmed Bâki

"Şuur ve maddenin karşılıklı ilişkisinden bahsetmek bir yanılgıdır. Çünkü gözlenen ile gözleyen aynı varlıktır…"

Günümüz Fiziğinin ulaştığı nokta bu…

Şuur boyutunun birimsellikten TEK'liğe ulaşan enfüsî "Mİ'RÂC"ı olduğu gibi; beynin bilimsellikte afakî "mi'râc"ı da vardır elbette…

Gelin bilimin "mi'râc"ını yakından gözleyelim şimdi…

"Uzayın her bölgesi çeşitli dalgaboylarıyla her an yıkanmaktadır…"

"Evreni oluşturan her dalga boyunun kendine özgü bir enerjisi ve anlamı vardır..."

"Evreni canlılar ve cansızlar diye ikiye ayırmak bir yanılgıdır…"

"Hiçlik ve madde parçacıkları birbirinden bağımsız olarak varolmazlar..."

"Evrenin her bir parçası tümünü içermektedir…"

"Evren görünürde maddeden oluşmuş dev bir kütle olmasına karşın, içi, dışı ve bir merkezi olmayan, Sınırsız, Sonsuz ve başka türlü tanımlanamaz olan bir şeyin adeta üvey bir çocuğudur…"

"Evren, bu tanımlanamaz Sınırsızın belli başlı tek ürünü değil, adeta gelip geçen bir gölgesidir…"

Evet Fizik bilimiyle yapılan "mi'râc"ta ulaşılan bazı tesbitler bunlar!

Nörofizyoloji ile de şu gerçeklere erişildi:

"İnsandaki duyu organları birer frekans çözümleyici olarak çalışmaktadır…"

"Fiziksel nesneler diye agıladığımız şeyler, gerçekte, bizim inandığımız gibi değillerdir…"

"Örneğin gözle algıladığımız şey, aslında dışarıda sanılan nesneler değil, o nesnelerin gözümüzün retina tabakası üzerindeki imgesidir…"

"Beyin, aslında kendimizde içsel olarak yaşadıklarımızı, beden dışında bulunuyormuş sanısını vererek bizi aldatmaktadır…"

"Beyinlerimizdeki fiziksel nesneler aslında sadece zihnimizde olan ve algılanan bir bilgidir ve bu bilgi bir hologramdır…"

Evreni ve beyni, bilimin yeni keşfetmeye başladığını açıklayan araştırmacıların bulguları bunlar…

Kavranmakta zorluk çekilen ve tüm açıklamaları bir temelde ele alma imkanı veren bulgu ise, varlığın aslının ve gerçeğinin Hologramik düzenlenmiş bir Bilgi olduğu gerçeğidir…

Evrende hologramik düzenlenmiş, sınırsız bir Bilgi ve o bilginin algılanmasından başka hiç birşey yoktur.

Ezberleyenler, ezberletildikleri bilgileri tekrar ededursunlar; gerçeği keşfeden araştırmacı çağdaş bilimin anlayışıyla; evrenin aslı, sınırsız ve merkezi olmayan bir bütünlüktür ve bu tekil bütün, hologramik düzenlenmiş bir bilgidir.

Evreni algılayan beyin, bu sınırsız hologramın kendi özelliklerini seyrettiği adeta çözücü bir araçtır.

Çağdaş araştırmacıların fark ettiği ve temkinli adımlarla insanlıkla paylaşmak istediği bu çarpıcı gerçeği; Tasavvuf ehli diye bilinen gerçeği algılayanlar, yüzlerce yıl öncesinden beri "Kainat, Allah'ın kendi cemalini seyrettiği bir aynadır" şeklinde, yaşadıkları zamanın teknolojisiyle ifade etmeye çalışmışlardır…

Neden Hologram, ya da Ayna?

Şimdi bunun üzerinde duralım…

Bir hologram, olmadığı halde varmış gibi görünen bir imgedir. Hologramın en başta gelen özelliği, bir nesneyi fiziksel olarak olmadığı halde, oradaymış gibi gösteren bir illüzyon olmasıdır…

Hologramı gördüğünüzde, onu tıpkı bir fiziksel nesne gibi kabul edersiniz; ve onun mekan olarak bir yer kapladığını sanırsınız!. Oysa, o nesneye elinizi uzattığınızda, eliniz havayı avuçlar, ya da var sandığınız nesnenin içinden geçip gider!…

Aynaya baktığınızda, aynada görünen şeyle, yanı başınızdaki şey arasında görünür bakımdan bir fark yoktur.

Aynada, tüm bedeninizi, bulunduğunuz mekanı, baktığınız her şeyi aynen görebilirsiniz; hepsi vardır ve karşınızdadır. Her şey adeta o SIRLI cam yüzeyin arkasında yer alan bir mekanı doldurmuştur…

Ancak, o SIRLI cam yüzeyin arkasındaki mekanda bedeninizin, nesnelerin ve bulunduğunuz yerin, ne kadar bir alanı ve hacmi kapladığını, uzayda ne kadar yer işgal ettiğini, düşündünüz mü?..

Cevabınız "Hiç!"…

Varlar ama, hiçten fazla bir şey olarak "var" değiller…

İçinde dolanan bedeniniz, mekanlarınız ve dünyanızın, göğün, bu evrenin tamamının; bilincinizin baktığı, ama gerçeğini fark edemediğiniz bir aynadaki görüntü olduğunu fark ederseniz, kendinize ne derdiniz?

Aslında, seyreden bilincin, kendi hakikatinin görüntüsü ile baş başa olduğu gerçeğini nasıl karşılardınız?..

Tasavvufun yüzyıllar boyunca ve Modern Bilimin günümüzde, basit anlayışa indirgemek suretiyle duyurmaya çalıştığı uyarı budur!

İşte, insan bilincinin, fizik bedenin kayıtlılıkları ve bu kayıtlı bakışın oluşturduğu yanılsamadan kurtulmasıyla; veya, ölüm denen olayla birlikte geçilecek yaşam boyutunda yüz yüze geleceği kaçınılmaz gerçek budur.

"İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" uyarısıyla, insanların farkında olmadığı; ancak kendilerinde mevcut olduğu için farkına varılması gereken bir hakikate işaret ediyor, "ölmeden evvel ölenlerin" önderi…

"ALLAH" ismi ile işaret edilen hakikati ve o hakikatin indindeki "DİN" olan İSLÂM'ı bildiren Rasulullah

Bilincinin, bu yanılgıdan, bu uykudan, adeta körlükten, kurtulabilmesi için, ALLAH Sistem ve Düzenini ve onun gereklerini yerine getirmeni öneren, yaşamını bu uğurda değerlendiren ALLAH Rasulü

DİN'i, galaksinin üstündeki yargıç tanrı tarafından, dünya gezegeninin sakinleri arasından seçtiği peygamberleri aracılığıyla, insanoğlunu ıslah etmek için gönderilmiş münasip bir ferman olarak kabul edip; bunun enini-boyunu tartışmayı ve de yaşamı gözünün gördüğü kadarıyla sınırlayarak kendini avutmayı sürdürenler, beş duyu dünyası için varolmuşlardır

"ALLAH" ismiyle işaret edilene "imanı olmayanlar", bu davranışlarının sonucunda kendilerini ve kendilerindeki kuvveleri inkar etmiş olduklarından; "cennet" diye tarif edilen kendilerindeki Evrensel Bilince ait özellikleri yaşama boyutuna geçemeyeceklerdir!

İSLAM DİNİNE uymayanlar, kendi hakikatleri olan Evrensel Bilincin farkında olamamaları sebebiyle yaşadıkları sistem ve düzene ters düşmek yüzünden; ölüm ötesinde kendilerini içinde bulacakları şartlarda bunun pahasını ağır bir biçimde, değerlendiremediklerine "yanarak" ödeyeceklerdir.

Kendini beş duyu sınırlarının ötesinde, bilinç boyutunun değerleriyle tanımak üzere varolmuş "insan", yaşadığı zamanın ve ortamın şartlandırmalarından arınarak, özgür düşünen bir birey olarak yaşamdaki her olayı evrensel bakışla değerlendirmeyi ve bu bakışın gereğini yaşamayı amaç edinebilen insandır.

Kurtuluşun yegane yolu "ALLAH" ismi ile bildirilen hakikati kabul ve bu kabulün gereği olarak, yaşamı, İSLÂM DİNİ'nin (yani mevcut mutlak SİSTEM ve DÜZENİN) gerçeklerine uygun bir biçimde değerlendirmektir.

Zira, "insan için yapabildiğinin dışında hiç bir şey yoktur" ve kendinde mevcut olanı yaşayamayanın, bu kaybına karşılık MAZERET sunacağı bir yer de olmayacaktır!

12.07.1999, Istanbul

:: Karşılıksız Paylaşın © 2002 - Ahmed Baki'nin Tasavvuf ve Bilim Sayfası @ www.ahmedbaki.com ::