K U R 'A N   R Û H U 'N U N
D Ü Ş Ü N D Ü R D Ü K L E R İ
Yazdır

 

Ahmed Bâki

DİN'i ve Kur'an'ı anlamaya çalışırken, öncelikle üzerinde durmamız ve değerlendirmemiz gereken nokta şudur:

"Rasûlullah Muhammed Mustafa’nın aleyhisselam tebliğ ettiği Kur'an-ı Kerim, insanlığı geçmiş çağlardaki bir yaşam tarzına sabitleyip, hapsetme amacıyla mı bildirilmiş bir Kitap’tır; yoksa insanlığa ışık tutup, yol gösterme, insanları geleceğin şartlarına hazırlama ve saadet yollarını gösterme gayesine yönelik olarak bildirilmiş bir Kitap mıdır?..”

Eğer Kuran’ın tebliğ edildiği ortamı, o çağdaki yaşam düzeyini ve o günün insanları arasında kabul edilen anlayış biçimini; bunun yanında tebliğ edilen hükümlerin getirdiği bakışı, yeniliği ve değişimi geniş bir bakış açısıyla bir bütün olarak değerlendirebilirsek, o zaman açıkça görürüz ki, Kur’an’ın temel prensiplerinden biri de, geriye dönüşü durdurmak ve insanları ileriye dönük değerlendirme yapmaya teşviktir...

Hz. İbrahim, Hz. Musa gibi birçok enbiyanın, kavimlerine doğru yolu gösterirken özellikle eskide kalmayı önleme, geriye dönüşü durdurma ve kendilerinden önceki atalarının dinine dönmelerini önleme çabaları, bu temel prensip üzerinde hareket edişlerinin ifadesidir...

Taştan-topraktan yapılmış ilahlardan yardım dileme düzeyinde anlayışa sahip olan, kız çocuğu bir utanç olarak ve kadını cinsel meta hükmünde algılama düzeyindeki bir toplulukta, Kur’an’ın tebliği ile, evlenme, miras, şahitlik, kısas, kölelik ve ırk ayrımı gibi konularda haksızlıklar ortadan kaldırılmış, kadınların eş olarak bir takım hakları edindirilmiş, haklar sahiplerine teslim edilmiş; bunların da ötesinde, evrensel değerler bildirilmiş, insanların kendi hakikatlerini idrak etme yolları ve cennet diye tanımlanan saadet boyutunda yaşamı elde etme yolları gösterilmiştir...

Kur’an’ın RÛHU anlaşılmadan, Kur’an’ın OKU’nması mümkün değildir.

Çünkü, Kur’an’ın hükümleri yaşamdan kopuk “ölü” hükümler değil, yaşamın özünde varolan “canlı ve diri” hükümlerdir… Yaşam devam ettiği sürece Bakî olan Kur’an hükümleri canlılığını ve geçerliliğini koruyacaktır... Bilmeliyiz ki, eğer Kur’an’ın hükümleri ile algıladığımız yaşam sitemi arasında bir çelişki görüyorsak, bu bizim bakışımızdaki sınırlılıktan, yetersizlikten ve Kur’an’ın Rûhu’nu değerlendirememekten kaynaklanmaktadır… Kur’an’ın hükümlerini belirli bir zaman diliminin kabulleri ile sınırlandırma, Onun Zamanüstü Kitap oluşunu değerlendirememektir...

Hatırladığım kadarıyla, Hazreti İsa, bildirdiklerine şaşkınlıktan inanmayan ancak kendilerinin Hazreti Musa’nın bildirdiklerine iman ettiğini söyleyen Kudüslü hahamlara, bütün nebilerin bildirdiklerinin aynı sistem olduğuna ve aynı kaynaktan geldiğine işaret ederek şu mealdeki sözü söyler:

“Musa’nın sözlerini sizler ölü hükümler gibi taşlara yazmışsınız, oysa onlar canlıdırlar ve sizden beklenen onları taşlara yazıp bırakmanız değil, kalplerinize yazmanızdır…”

Eğer Kur’an’ın RÛHU’nu anlayabilirsek o zaman fakederiz ki, Hz. İbrahim de, Musa da, İsa da, Hz. Muhammed de aynı RÛHU OKU’muşlar ve KİTAB’ın hükümlerini bildirmişleridir.

"Deyin ki: Biz Allah’a iman ettiğimiz gibi, bize ne indirildiyse, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve evladına ne indirildi ise, Musa’ya, İsa’ya ne verildi ise ve enbiyaya Rableri tarafından ne verildiyse, hepsine iman ettik. Onların birini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz nefsimizi O’na teslim etmişiz”. (Bakara:136)

Bu RUH dolayısıyladır ki, yaşamın kendisiyle bir bütün olan “canlı hükümler”, BİLİDİRİLDİKLERİ zamanın anlayış düzeyine GÖRE “İFADE” edilmişlerdir!..

Ve yine aynı RUH dolayısıyladır ki, KİTABI okuyan tüm enbiyanın bildirdiği aynı sistemdir, geldiği günün şartlarına göre hükümlerin İFADEYE GETİRİLMELERİ değişik algılansa dahi!..

Bütün enbiyaya İNZAL olan KİTAB aynıdır, o KİTAB’ın İRSAL’i insanlara GÖRE farklı algılansa dahi!..

Yine anladığım kadarıyla, bu sebepledir ki, Kur’an’daki birçok sure ve ayet İFADE ET Kİ anlamına "Kul" (De ki — mevcut anlayışa GÖRE ifade et ki) ifadesiyle başlar. Bu, canlı olan Kur’an RÛHU’nun bir ifadesidir.

Zaman ve mekan şartlarıyla kayıtlı olmayan Kur’an RÛHU, hükümlerin bildirildiği dönemde geriye dönülmez en alt sınırları belirtmiş, ancak ileriye doğru uygulamalara ve Ondan alınan feyzle kemale ermeye, yücelmeye asla engel olmamıştır... Kur’an RÛHU’nun ebedi canlılığı ve Onun bu temel prensibi dolayısıyla her yüzyılın başında bir Müceddid gelir ve Kur’an’a dayalı DİN'i o günün ANLAYIŞINA GÖRE yeniler...

Kur’an’ın hükmü hiçbir zaman yeryüzünden kalkmayacak, insanlık yaşadıkça anlayış sahiplerine ışık tutacak ve ebedi saadete ermenin yollarını gösterecektir!.. Tebliğ edilen Kur’an hükümlerinin insanlar için ihmal edilmemesi gereken en alt sınırı ifade etmesi, ahırete hazırlanma çalışmaları olan ibadette olduğu gibi insan hakları bakımından da böyledir…

Nasıl ki zekatta malının kırkta biri en alt sınır olmasıyla birlikte, “kendilerine verdiğimiz rızıktan karşılıksız infak ederler", "verdikleri sadaka ile sevabları kat kat artar", "onlar mallarını Allah yolunda feda ederler" ifadeleriyle bunun ötesinde cömertlik ve sadakaya teşvik varsa!..

Nasıl ki 2,3 ve maksimum 4 kadınla evlenmenin bir sınır olarak belirtilmesiyle birlikte, bir kadınla evlenmeye teşvik varsa...

Nasıl ki kısasta karşılıklı ödeşme ötesinin menedilmesiyle birlikte, bağışlamanın daha hayırlı olacağı kesin ise...

Nasıl ki 5 vakit toplam 17 rekat salâtın gerekenin en azı olarak bildirilmiş olmasıyla birlikte, “onlar gecelerini salât ile geçirirler” gibi ifadelerle daha ilerisine bir sınırlama yoksa ve bu 17 rekatın ilerisinde nafile salâtdan geri durmuyor isek...

Aynı şekilde kadın-erkek arasında paylaşma veya eşit haklara sahip olma konusunda da belirtilen en alt sınırın ilerisinde hak vermeye Kur’an hiçbir engel getirmez... Bunun aksi, Kuran’ın RÛHU’nu algılayamamak veya ardniyetlilikle tanımlanabilir!

Zira, varlığındaki “hilafetin” gereğini ortaya koyma önerisinin muhatabı kadın veya erkek ayrımı olmadan, “insandır".

Kur’an’ın Hazreti Muhammed aleyhisselam zamanında bizim bugün gördüğümüz ciltli kitaplar haline getirilmiş olmadığı gerçeğini gözönünde bulundurarak, Rasûlullah’ın "Kur’an" hakkında bahsederken ve Kur’an’ın kendisinde Kur’an’dan bahsedilirken, (sayfalar halinde baskıdan çıkmış bir kitap olmadığına göre!) kasdedilen mânânın ne olduğunu anlamaya çalışırsak, bu anlamda Kur’an’ı OKUMANIN nasıl birşey olduğunu değerlendirebilisek ve Onda sıkça tekrarlanan “DÜŞÜNÜN” önerisinin gerektirdiği dinamizmi hesaba katarsak, onun ölü hükümlerden ibaret bir emriler dizisi olmadığını, insanlığın ve hakka riayetin gelişmesini durdurmaya yönelik olmadığını, Kur’an’ın, yaşamın ta kendisi ile bir bütün olduğunu ve ebediyyen sürecek canlılığını daha gerçekçi biçimde kavrarız, inşallah…

Allah, şahit olduğumuz hakikati değerlendirmeyi nasip etsin hepimize…

02.10.1998, Istanbul

:: Karşılıksız Paylaşın © 2002 - Ahmed Baki'nin Tasavvuf ve Bilim Sayfası @ www.ahmedbaki.com ::