İKİBİN YILIN ARDINDAN
(YENİ MILLENNIUM)

 

Ahmed Bâki

Hazreti İsa'nın yeryüzüne gelişinin 2000. yılını kutluyoruz!..

Ne mutlu bize; ne mutlu biz insanlara!..

Hazreti İsa'nın uyarılarını duymamızdan buyana ikibin yıl geçmiş... İki millennium!

Ne mutlu ki uyarıldık biz insanlar, bilmediklerimiz açıklandı bize!

Gerçeğin uyarısı geldi!

...

Yeryüzünde "insan" olmanın gereğini yaşamada bir hayli yol almış olmalıyız... O günden bu yana çok şey değişmiş olmalı biz insanlarda!

Öyle ya, bir nedeni olmalı tüm bu kutlamanın, coşkunun!

"İnsan olmanın gereğini" bir önceki bin yıla göre daha bir hakkıyla yaşamaya hazır oluşumuzun heyecanı mı bu acaba?

Hazır mıyız acaba?

Yaşadıklarımızın ve birlikte olduklarımızın hakkını vermeye hazırlandık mı gerçekten, hazır mıyız "insanca" yaşama?..

Değilsek, bize “YENİ” gelmedi Dostum!

Biz hâlâ kafamızda kum saatlerimizle DÜNde yaşıyoruz!

* * *

"Tanrı" hayalini ve tanrı inancına dayalı "DİNSEL ANLAYIŞLARI" terkettiniz mi?

İbrahim aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın, İsa aleyhisselamın ve daha nice nebinin "Hakikatimiz", "Varedenimiz" olarak bildirdiği ve "Allah" ismiyle Muhammed aleyhisselamın işaret ettiği mananın ne olduğunu bildiniz mi?

Yaradan’ın "TEK" olmasının ne manaya geldiğini anlayabildiniz mi?

O manaya imanın gereğini yaşamaya hazır mısınız?

Asırlar ve asırlar boyu söylenip, yazılan gerçekleri, hoş bir nağme edip dillerde dolaştırmaktan başka ne şekilde değerlendirdiniz? Açıklananları sizden evvelkilerden daha ciddi hayata geçirmeye hazır oluşun coşkusu mu bu?

Sahi, "ALLAH KELAMI" olarak bildirilen "KİTABI" OKUDUNUZ mu? Elinizde sizi VAREDENE ait "Kitap" varken -en değerli ve kutsal YAŞAM REHBERİNİZ-, geçen bunca yüzyılda O'nu anlamayı ve gereğini yaşamayı başarabildiniz mi?

Açıklanan gerçekleri değerlendirebildiniz mi?

Kendinizi tanıyabildiniz mi? Bilincinizle, bedeninizi ayırt edebildiniz mi?

Hiç olmazsa "beyinlerinizin" ve "ibadet" denen çalışmaların önemini farkedip, insan beyninin özelliklerini çözebildiniz mi?

Evrendeki yerinizden haberdar oldunuz mu; Sınırsızlıkta bir "hiç" olmayı hazmedebildiniz mi?

Yoksa, dünyanın evrenin merkezi olmadığını farkettikten sonra, benliğinizle herşeyin merkezine mi koydunuz zanlarınızı?..

Yoksa, "kâinatın 6 günde yaratılması” gibi mecazların işaret etiiği boyutsal anlamları çözmek yerine; evrenin yaratılışını, evrendeki sayısız galaksilerden birindeki milyarlarca yıldızdan birinin çevresinde dönen ve zerre kadar yer tutmayan belirsiz bir gezegen olan dünyanızın kendi etrafında dönüş sayısıyla mı ölçmeye çalışıyorsunuz? Yaradılmışa izafeten “Yaradan’ın” değerlendirilemeyeceği açıklanmadı mı size?

DİN'in mecazlarını çözmek bir yana, bari Bilimin açıkladığı gerçekleri değerlendirebildiniz mi?

Yoksa yeni binyılın getireceklerini sayarken, "yeni bir beyne sahip olacak mıyız" diye soracak kadar lâfında mısınız bilimin; bedenin beyni değil, beynin bedeni kullandığını değerlendiremeyerek beyin naklinden sözedecek kadar?

* * *

"İnsanlığınızın” fizik bedenin sınırları ötesinde yer aldığını kavrayabildiniz mi? Beş duyu sınırlarından ve ondan doğan maddenin kayıtlılığından kurtulmayı başarabildiniz mi?

Aynada gördüğünüz fizik beden olmadığınızı anlayabildiniz mi?

Kendinizi et-kemik bedenden ibaret zannetmeden, ebedi varlığınız olan bilinç boyutunun değerleriyle yaşamaya hazır mısınız?

Değilseniz, siz geçen bu ikibin yılı da kaçırdınız Dostum!

* * *

"ÖZDE BİR" olduğumuzu anladınız mı?

Yaşamınızın asla son bulmayacağını, varlığınızın ebedi olduğunu farkettiniz mi?

"Ölümün" bir son olmadığını, sadece bilincinizin bineği olan bedeninizi terkedip, "hologramik ışınsal bir bedenle" yaşamınıza devam edeceğiniz gerçeğini kabul edebildiniz mi?

Yoksa hâlâ binlerce yıl öncesinin cehaletiyle insanı bir beden, ölümü tadanı da yok mu oldu zannediyorsunuz? Arkasından saç, baş yolarken siz, onun sizi seyrettiğini, gönderdiğiniz düşüncelerle ona acı çektirdiğinizi öğrenemediniz mi?

Yaşadığınız olaylar karşısında "kabile üyesi" gibi davranmaktan, "insan" gibi davranma düzeyine geçebildiniz mi?

Sahi, evrensel gerçekleri esas alarak mı, yoksa din, töre, gelenek, görenek, yasa, kural isimlerini verdiğiniz "şartlanmalara" GÖRE mi yaşamınıza yön veriyorsunuz?..

* * *

Dünyayı ve insan olmayı bir bedende deneyimleyen gelip geçici misafirler olduğunuzu farkedip, bırakıp gideceğiniz, sizin olmayan şeyler için kavga etmeye bir son verdiniz mi? Şu dünyada geçen günlerinizde, ölümle başlayan ebedi yaşamınıza hazırlanan, "bilinç"ten meydana gelmiş varlıklar olarak kendinizi tanıdınız mı?

Kendiniz için istediğinizi, sizinle bu yolculuğu yapan yol arkadaşlarınız için de isteyebiliyor musunuz?

Karşınızdakinin hakikatini tanıyabildiniz mi?

Karşınızdakine saygı duymanın hazzıyla yaşamanın nasıl birşey olduğunu tadabildiniz mi?

Her birimizin aynı Öz'den geldiğini ve gerçekte birbirimizden ayrı olmadığımızı kabul edebildiniz mi?

İnsanların dünyaya gelirken hiçbir şeçimleri olmadığını, ellerinde olmayan nedenlerden dolayı da suçlanıp, kınanamayacaklarını hazmedebildiniz mi?

Din, dil, renk, ırk ayrımı yapmadan, tüm insanlara sadece aynı Varedene "kul" oldukları için saygıyla kucak açabiliyor musunuz?

"Yaradandan" dolayı "yaradılmışı" sevmeyi ve hoş görmeyi kabul edebildiniz mi?

* * *

Maddede güç aramak yerine, düşünce gücünüzün farkına vardınız mı?

Sırf düşüncelerinizin yön verdiği bir yaşama hazır mısınız?

Yaşamınıza yön verenin kendinizden çıkan düşünceler olduğunu, karşılaştıklarınızın kendi yaptıklarınızın sonucu olduğunu tereddütsüz kabul etmeye ve bu inanç ışığında yaşamaya hazır mısınız?

Dışınızdaki evreni değil, kendi özünüzdeki evreni anlayıp, çözebildiniz mi? Ve gerçekte yaşadığınız yerin o evren olduğunu kabul etmeye ve gereğini yaşamaya hazır mısınız?

Yaşamın bir Sistem ve Düzen olduğunu görebildiniz mi?

Sistemi "OKU"manın anlamını düşündünüz mü?

"Sistemin seslenişini" işitebildiniz mi?

* * *

Varlığınızın "evrensel bilinçten" ve "evrensel enerjiden" meydana gelmiş olduğunu hissedebildiniz mi?

Hakikatiniz olan "ALLAH’a” giden yolun kendi özünüzden geçtiğini anlayabildiniz mi?

Akıl ve mantık" sınırlarınız ötesine sizi götürecek yegâne yetinizin "İMAN" olduğunu keşfettiniz mi?

"İmanın" gücünü farkedebildiniz mi?

DUA'nın sırrının "İMAN" olduğunu ve bu sırra işaretle "AMİN" dendiğini anladınız mı?

İmanlı yaşamın "iman bilgisiyle yaşam" demek olmadığı açıldı mı size?

"ALLAH" ismiyle işaret edilene imanın gereğini yaşamaya gerçekten hazır mısınız? Bu yolda sizden öncekiler gibi malınız ve canınız ile imtihana hazır mısınız?

Eğer cevabınız evet ise...

Yeni yılınız bereketli olsun!

Ama eğer hazır değilseniz ve eğer zamanın işaretlerini görebiliyorsanız, bilin ki zor günler bekliyor sizi dostum, hem de çok zor!..

* * *

Dostluk ve samimiyetin kıymetini anladınız mı?

Şikayet yerine rızayı, kınama yerine hoşgörüyü, kusur arama yerine örtücü olmayı, şüphe yerine inancı, nefret yerine sevgiyi, kin yerine bağışlayıcı olmayı, nankörlük yerine şükrü, gönül yıkmak yerine gönül yapmayı, almak yerine verici olmayı kesintisiz yaşamayı yüreğinize sığdırabiliyor musunuz?.. Yüzyıllar boyu "kahrolsun…!" ... diye üzerine yürüdüklerinizi, baştacı etmeye de hazır mısınız?

Evreni yargılamanın mümkün olmadığını ve size sunulandan başkasını seçme şansınız olmadığını, elinizdekileri değerlendirmek zorunda olduğunuzu kavrayabildiniz mi?

Size gelenin, verdiklerinizin karşılığı olduğunu görebildiniz mi? Karşılaştıklarınızın içinde bulunduğunuz halin etkeni değil, sizdekinin ortaya çıkartıcısı olduğunu, sizde olmayanın da sizden çıkamayacağını anlayabildiniz mi?

Ne ararsan kendinde ara, sözünü yaşayabildiniz mi?

Ulaşmayı istediklerinizin de zaten özünüzde mevcud olduğunu farkedebildiniz mi?

* * *

Hep beklediğiniz ama, aslen kâinat dahi yaratılmazdan evvel varolan Allah Rasûlünü gönüllerinize konuk etmeye hazır mısınız? Yer açtınız mı?

Semâdan, yani özünüzdeki bilinç boyutundan, melâikenin ilim ve kudret kanatları arasında, beşduyu dünyanıza inecek olan İsa aleyhisselamı karşılamaya hazır mısınız?

Bilinç boyutununun değerlerini feda etmek yerine, bedensel ve bireysel arzularınıza dur deyip, tabiatınıza, duygularınıza ve şartlanmalarınıza ters geleni seçmeye… Yanında her türlü bedensel ve bireysel zevkin yerladığı Deccal'in cehennemine bugün ve her an kendinizi atmaya hazır mısınız?..

Yoksa bütün bunları hep geleceğe(!) yönelik masallar olarak mı algılıyorsunuz?

* * *

Samimiyeti, sevgiyi, aşkı, vericiliği, hizmet etmeyi, affediciliği, size bahşedilmiş birer hazine olarak değerlendirebiliyor musunuz?

Size gelenin, her ne olsa ALLAH'tan geldiğine ve elinizden çıkanın da ALLAH takdiri ile çıktığına rıza göstermeye, bir elinizden Hakk'tan verileni diğeriyle halk diye görünene dağıtmaya; gelenler ile şımarmamaya, kaybettiklerinize de üzülmemeye hazır mısınız?

Varlığın aslının tek bir bütün olduğunu hissedebildiniz mi?

"Evren" diye algıladığınız yapının "tümel hologramik bir bilgiden" ibaret olduğunu, bu bilgide herkes için takdir olunandan başkasının sözkonusu olmayacağını ve yine size isabet edenlerin etmemesinin, size isabet etmeyenin de isabet etmesinin mümkün olmadığını kabul edebiliyor musunuz?

Üzüntü ve mutsuzluğu feda edebildiniz mi?

Nefsinize yenilmeyecek kadar er kişi misiniz, Dostum?

* * *

Millenniumu kutlayabiliyor musunuz! Sorgulayıp kendinizi, zihninizde bir bir patlıyor mu fişekler, saçılarak her biri bir yana rengârenk... Işıl ışıl oluyor mu üzerinizde sema, yani bilinç dünyanız?.. Onun görkem ve güzelliği karşısında hayret ve hayranlık içinde kalıyor musunuz?...

* * *

Özünüzdeki zenginliği farkedebildiniz mi?

Tüm değerlendirmelerinizi beş duyu ve madde sınırları içerisine hapsederken, gerçekte bilincinizi Özünüzdeki sınırsız özelliklerden mahrum ettiğinizin farkına vardınız mı?

"Fizik" bilimi dahi geldiği noktada "evrenin manevi boyutundan" söz ederken, sizler fiziksel dünyanızın özündeki manevi dünyanıza yönelebildiniz mi ve gerçek yaşam boyutunuzun neresi olduğunu anlayabildiniz mi?

Çıkarınıza olduğunu zannederek dünyaya ait değerleri toplayıp, biriktirip, başkalarına hükmedip, yargılamakla, yalanla, aldatmayla gerçekte bilincinizi maddeyle kayıtlayıp, hapsederek kendinize zulm ettiğinizin farkına vardınız mı?

Mal, mülk, mevki, koltuk, para, şan, şöhret gibi şeylerin sadece dünyanıza ait olduğunu ve orada kalacağını farkedip, yaşarken terkedebildiniz mi?

Yaşamı, bilinciniz dış dünyaya dönük olarak harcamak yerine, Evrensel Bilince, yani Özünüze dönük olarak değerlendirmeye kararlı mısınız? Hazreti İsa’nın deyimiyle, "çanağın içini de dışı gibi" temiz tutuyor musunuz?

Maddeyi er-geç terkedeceğinizi, ancak ölmeden onunla kayıtlılığı terkedenlerin varacağı yerin bilinç boyutu olduğunu hissedebildiniz mi? Terkedemediklerinizi ölümle terketmek zorunda kalmanın acısını hissedip, kaçınılmaz olana hazırlanabildiniz mi?

Günlük telaşın içerisinde hiç olmazsa vaktinizin bir kısmını özünüzdeki Evrensel Bilince dönerek manevi ibadetler ile değerlendirmenin önemini kavradınız mı; bunun için kendinize zaman ayırıyor musunuz? Bu çalışmaların beyniniz vasıtasıyla size neler kazandırdığını ve sonuçlarını bilinç boyutunda neyle elde edeceğinizi artık biliyor musunuz?

Beytullah’a dönüp çepeçevre secdeyi yaşadınız mı? Tüm dünya insanlarının, ölümötesine geçmeden evvel, arınma yolunda dünyadaki tek şansları olarak bildirilen Arafat’ı değerlendirebildiniz mi?

Kendinizdeki "Varedene" ait sınırsız güce ermenin yolunun maddi dünyaya hükmetmek değil, daha üst düzeylerde bilinçlenmek olduğunu görebildiniz mi?

Herşeyle bir bütün olduğunu kavrayıp, herkesi olduğu gibi kabul edenin, şükredip elindekini değerlendirenin, paylaşanın, karşılıksız verenin ve haddini bilip gerçeğe teslim olanın; gücünü kanıtlamak çabasıyla hükmetmeye, savaşmaya, kabul edilmek için suçlamaya, yargılamaya, kınamaya, şikayet etmeye, almaya, sahiplenmeye, mala, mülke, mevkiye MUHTAÇ OLANDAN her zaman daha güçlü olduğunu görebildiniz mi?

Her tür değerlendirmenin sadece değerlendirene ait olduğunu; yargılamak, kınamak, suçlamak, horgörmekle, sadece yargılayıcı, kınayıcı, suçlayıcı ve hoşgörüsüz biri olmaktan başka birşey elde edemeyeceğinizi görebildiniz mi?

Her şeye sahip iken, sahiplik davanız yüzünden yoksullukta yaşadığınızı farkettiniz mi?

İlim sizde iken, bilgiç olma gayretiniz yüzünden cehalette yaşadığınızı farkettiniz mi?

Evreni ve hiçbir zerresini yargılamanın mümkün olmadığını, ancak kendi nefsinizin yaptıklarınızla her an hesaba çekilmekte olduğunu hissedebildiniz mi?

Gerçek cahilin kendini bilmeyen, kendini bilmeyenin de nefsine zulmeden olduğunu farkedebildiniz mi?

* * *

Karşılıksız vermenin ne demek olduğunu anlayabildiniz mi?

Yüz ile alnı, el ile kolu ayıran bir sınır olmadığını, gerçekte her birinin aynı bedenin ayrı "isimlerle" anılan yapısı olduğunu ve BÜTÜN'den ayrı olmadıklarını...

Elinizde bir yara kanarken, yaralı olan sadece el diyerek vücudunuzdan ayrı tutamayacağınızı ve bunun gibi, dünyanızın bir yerinde zulme sessiz kalarak bulunduğunuz yerde barışı devam ettiremeyeceğinizi öğrendiniz mi?

Kusurları yaşamın parçası haline getirmemenin yolunun örtmek olduğunu anlayabildniz mi? Yanlışı veya şerri ortadan kaldırmanın çaresinin şerre odaklanıp ona şiddetle karşılık vermekle sağlanamayacağını, bunun sadece yanlışın, yani şerrin parçası haline gelmek olduğunu; oysa sadece hayra odaklanmanın, hayrı ve doğruyu paylaşarak onu yayıp alanını genişletmenin çare olduğunu görebildiniz mi?

Bize bizden başka dost yoktur demenin, biz herkese düşman gözüyle bakıyoruz, demekle aynı olduğunu kavrayabildiniz mi?

Her yerde şiddete dönüşenin, korku, şüphe, inançsızlık ve bilgisizlik olduğunu farkedip, onları yaşamınızın parçası olmaktan çıkarmaya hazır mısınız?

Birlik istiyorsak ayrıma, sevgi ve barış istiyorsak nefrete düşüncemizde yer vermeye hakkımız olmadığını farkedebildiniz mi?

Hizmet etmek ile hükmetmeyi birbirinden ayırdedebildiniz mi? Seçimle gelmenin, seçene hükmetmek için değil, hizmet etmek için olduğunu kavradınız mı? Hizmetin, saygı ve sevgi duymadan, karşındakine değer vermeden gerçekleşemeyeceğini farkedebildiniz mi? Yoksa halka hizmet veya değişik adlar altında kabile yaşantıları ve krallıklar mı devam ediyor binyıllardır hâlâ? Yoksa bilinç boyutunun sınırsız değerleriyle donatılmış krallığın yanında yeryüzü krallıklarının değersizliğini göremediniz mi?

Yukardaki tanrıya dayalı din anlayışlarının çatışmalarından, o hayali tanrının veya o tanrıların dinlerinin adamlarından kurtulmayı başarabildiniz mi? Yoksa hâlâ din adına, tanrı adına konuşan, hüküm veren kişilere mevki ve mertebeler verip peşlerinden giderek, olmayan tanrıların hayali cennetlerinden köşkler ve huriler kotaracağınızı mı sanıyorsunuz?

Yanılgılara son verip, gerçeğe yönelmeye hazır mısınız?

Karşınızdakini kınayıp suçlamadan evvel, hangi fiil ve düşüncenizle onun bu davranışa itilmesine sebep olduğunuzu sorgulama erdemini yaşıyabiliyor musunuz?

Egoya hizmetin neticesi olan "ayrım" yerine Hakka kulluğun karşılığı herşeyle "birliği" yaşamayı amaç edindiniz mi? Ayrıma değil birliğe nasıl hizmet edebilirim kaygısı taşıyor musunuz? Çeşitliliğin ayrım için değil zenginlik için varolduğunu kabul edebildiniz mi?

Şartlanmalarınız, tabiatınız ve duygularınızın sizi "ayrılıklara" sürüklediğinin farkında mısınız?

Kendini kanıtlama, baş olma, kendini daha güçlü, daha önemli göstermeye çalışma faaliyetleriyle gerçekte herkes ve herşeyle BİRlik, Bütünlük yerine seçimi "ayrılıktan" yana yaptığınızı, oysa Hakikati yaşamanın BİRliği yaşamakla mümkün olduğunu düşündünüz mü?

Komşunuzu kendiniz gibi sevebilmeyi öğrenebildiniz mi?

Sen - ben, biz - onlar, siyah - beyaz, şu ırktan, bu renkten, şunca veya bunca, şu dinden veya bu inançtan gibi ayrımlara dayalı anlayış ve bakış açınızı terkettiniz mi?

Karşınızdakini içtenlikle dinlemeyi hazmedebildiniz mi; ona hoşgörü ile, sevgi ile, aşk ile yaklaşmanın ona ait birşey olmadığını ve bunların gerçekte sizin zihinizde bulacağınız cennet nimetleri olduğunu; öte yandan, kızgınlık, öfke, kıskançlık, haset, öçalma, nefretin de gerçekte bilincinizde yanan cehennem ateşi olduğunu farkettiniz mi?

Gururun, sizi yakan ve yakacak cehennem ateşiniz olduğunu anlayıp, onu yüreğinizden kazıdınız mı?

Düşmanınızı sevebildiniz mi?

Aşk için varolduğunuzu anladınız mı?

Her yüzde sevilenin gerçekte kim olduğunu tanıdınız mı? Ve tanıdıysanız, herşeyinizi verene kadar karşılıksız sevmeye hazır mısınız?

Değilseniz, değişen, yeni olan ne sizin için, Dostum?

Asırlardan beri söylenip, yazılanlardan ne çıkardınız?

Yoksa sadece bunların lâfını sevenlerden misiniz?

Yoksa bal yemekle, bal kavanozu yalamak arasındaki farkı farkedemeyecek kadar cahil mi kaldınız?

* * *

Kurtla kuzunun birbirinden ayrılma vakti yakın görünüyor, Dostlar!

Bunların hiçbiri yeni değil, yüzyıllardır, binyıllardır söyleniyor!

İşleyen Evrensel Sistemin gereğine göre, ya Doğruyu ve sınırsız sabrı yaşamayı seçip çevresiyle bunu paylaşanlardan olmak; ya da cehaletle kalıp, Doğruya duyarsız bir şekilde şartlanmalı yaşama hizmet etmek suretiyle insanların gerçeği görmesine mani olmak var! Bu ikisinden başka seçiminiz olamayacağını, nötr kalacak bir ara yer bulamayacağınızı farkettiniz mi?

İnsanın dünyada varoluş gayesini ve insanlığın gerçek sorununu farkedebildiniz mi?

Sistemin Seslenişine kulak verdiniz mi?

"ALLAH indinde " DİN'in ne olduğunu anladınız mı?

ALLAH'ın dilediğini yaşamaya razı mısınız?

ÖZünüze şehadete hazır mısınız?

Özünüzdeki evrensel değerler için; şartlanmalarınız, duygularınız, tabiatınız, değer yargılarınız ve bunların oluşturduğu varlık zannınız ile her dem mücahede ederek, sınırsızlıkta her an yeni müşahadelerle değerlendireceğiniz bir yaşama hazır mısınız?

HİÇ'liğinizi hazmetmeye hazır mısınız?

Varlığa muhtaç olmayan YOK'luğu yaşamaya hazır mısınız?

"BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRÂHÎM"i işitmeye ve KIYÂM'a hazır mısınız!

* * *

Evet dostlar, şu dünyadaki coşkuya, heyecana bir de Millennium coşkusunun eklendiğini görünce; bunun yanında da zamanın getirdiklerine rağmen kendimdeki eksiklikleri farkedince, hâlimi bir an “siz” aynasında sorguladım ve gördüklerimi sizinle paylaşmak istedim…

Sürç-i lîsan etti isek, affola!

Allah bize gerçekleri idrak etmeyi, gerçekler indinde yerimizi bilmeyi ve gereğini yaşamayı kolaylaştırsın!

Kutlu olsun, hakkını verebilene!…

24.12.1999, Antalya

:: Karşılıksız Paylaşın © 2002 - Ahmed Baki'nin Tasavvuf ve Bilim Sayfası @ www.ahmedbaki.com ::