BAŞKASI” KAVRAMINDAN
K
URTULABİLMEK
Yazdır

 

Ahmed Bâki

Kişinin dünyası ne kadar “başka” kavramı ile doluysa, o derece “ALLAHismiyle işaret edilene İMANLI yaşamdan uzak düşmüştür demektir; kim kime ne adı, hangi mertebeyi verirse versin…

“ALLAH” a İMANI olmayanın dünyasını şekillendiren kavramın karşılığıdır “başka” kelimesi!

Hakikat bilgisini dilimizden düşürmediğimiz halde, “dünyamız” ne kadar “başkaları” ile dolu, bunu hiç düşündünüz mü?

“Başkasına” kızar, “başkasına” söver, “başkasını” sever; “başkasını” horgörür, “başkasını” hoşgörür; “başkasını” çekiştirir, “başkasını” ÖVER, YÜCELTİR, “başkasını” ÇÖZER, ANLAR, “başkasını” değerlendirir, “başkasına” sığınır, erer…. İla nihaye “başka” ile dolu başka dünyalarda yaşar gideriz… “Gayrı yoktur”u dillerde terennüm ede ede!

BAŞKA?!

Kime BAŞKA?!

Kimin BAŞKASI?!

İmandan nasibi olmayan, her dem “başkası” ile yatıp “başkası” ile kalkar; baktığı, gördüğü, konuştuğu, dinlediği, okuduğu hep “başkasıdır”…

Bu “başka” nasıl bir kavram ki, bilinci alır götürür, kişiyi ayırır tüm hakikatten; perdeler aslından herşeyin?

Bilinçsizce, alışkanlık edinilmiş perde tek bir kelime bile olsa, farkına varıldığında insanın kafasını alak bullak etmeye yetiyor…

Kâfirin” başkası vardır, “başkasından” başka birşey bilmez!

Müşrikin” hem “beni” vardır, hem “başkası”!

Mukallit”, “benini” yok farzetse de, onun da “başkası” vardır…

Müminin”, sadece “ALLAH”ı vardır…

* * *

Kâfir”, Özünde mevcut olduğu halde, Hakikat kendine örtülü olduğundan, gereğini yaşamaktan mahrum olandır… Kendini bilmekten mahrumdur!… İsimde müslümanlıkla yetinmeyen, kendinde kâfir kalmayana kadar mücahede eder…

Müşrik”, birşeyler bilse dahi, “ben”inden vazgeçemediği için, kendini “var” zannettiği için, “başkası” da eksik olmaz dünyasından…

Mukallit” ise, kızmaktan, kınamaktan, kırmaktan geçer; amma o da “başkasınısever, “başkasınıöver, “başkasınaverir, “başkasınahizmet eder, “başkasının” indinde yokluğunu kabul eder, “başkasına” teslim olur…

Muhakkikin” gözünde ise;

Sevmesi, sevme değildir başkası olanın; hakikatte!

Vermesi, verme değildir başkası olanın; hakikatte!..

Müşrik kendini bilmez, “ben”i başkasıdır; mukallitin “sen”i başkası!..

Müşrikin Varedeni dışarda ötesindedir! Mukallit, Varedenim Özümde derse de, onun da içinde ötesindedir

Başkadan” doğar, “benim-senin”, “bizim-sizin” kavgası! “Başkadan” doğar ayrılık, kin, nefret; kıskanma, haset, düşmanlık, fitne! Hep “başkadan” doğar şikayet, huzursuzluk, acı, azap!

Müşrikin “düşmanı” başkasıdır!

Mukallitin “dostu” başkası!

İblis, beni “sen” azdırdın deyip te, “başkayı=gayrını” gördüğü sebepten lânetlendi, tardolundu “ALLAH” indinden

Öte yandan Adem, içinde bulunduğu hâli nefsinden bilip, “sen” diye gayrına atmadığı için bağışlanmaya nail oldu…

Başka”yı suçlayanı yaktı sonunda “başkası”!

Azap, ateş, cehennem; hepsi bir, ama yakan “başka”!

Ne kötülük gördüysen, başkasından değil, “başka”ndan görmektesin!

Ateş değil seni yakan, “başkası”… Ama “O başkası” değil, sendeki “başka” zannı!

Bu inceliği iyi anla!

Başkası eksik olmayan, ikilikten geçmiş olmaz!

İslam Dininde uzak durulması tavsiye edilen, yasak diye algılanan hükümler, o nesnelerden değil, senin bilincindeki yanılgıdan uzak durman için, gayrı ile perdelenip bilincinin kör olmaması için teklif edilmiştir…

“Başkadan” doğar GÜNAH!

“Başkadan” doğar HARAM!

Dışındaki değil, SENDEKİ “başka anlayışından ve kabulünden”… Zihninde, bilincinde, gönlündeki “başkadan”… Sen varlıkta direndikçe, “başka”lar da var olmaya devam eder hep!..

* * *

Modern Bilim herşeyin bölünmez bütünlüğünü, ayrılık kavramının geçersizliğini açıklıyor, vurguluyor… Evrenin orjini Sınırsız TEK’tir diyor…

DİN, aslın olan, varedenin, herşeyin varedicisi SINIRSIZ BÜTÜN’ün varlığına işaret ediyor “ALLAH” ismiyle! Vareden TEK’tir diyor, Sınırsız TEK!

Akıldan ve imandan nasipsiz değilsen, neyi bekliyorsun “başkasız” bir dünya için?

Hakikat bilgisini alıp, DİNi eğlence edinen, herşey yerli yerince, niye değişmeye çalışayım diyen, dünyasındaki “başkalarına” baksın!

Zaten tanrı kavramı yok, neden kurtulayım, diyen, kendi halini göremiyorsa, dünyasında ne kadar “başkası” var, ona baksın!

Ben yokum ki” diyen mukallit, birlikte yaşadığı “başkalarına” baksın!

Gözünden, zihninden, gönlünden “başkası” silinmeden, vermiş olursun belki ait olmayanı, ama “O”na; sevmiş olursun belki, ama “O” Sevgiliyi, girmiş olursun bir Gönüle, ama “O”nun gönlüne…

O halde kurtulmak, arınmak lâzım “gayrından”…

La ilahe” demeden, “gayrı yoktur” yaşanmadan, “illa-ALLAH” denmiş olmaz, demiş ehli!

Yokluğun işareti, “başka”dan kurtulmuş olmaktır!

Peki nerede yok edeceksin o “başkalarını”? Senin başkalarını?

Dışarda mı?

Dışarda değil, SENde! Kendinde!

Kendinde küfür kalmayana kadar, mücahede et! Gir bilinç mabedine, İbrahim gibi kır putları bir-bir! Ortada “başkası” kalmasın ki, pâk secdegâhını göresin! Ama eğer bunu “başkalarına” saldır diye anlarsan, bil ki “ALLAH’ı” unuttun, nefsin için harbe girdin! Sonu ne olursa olsun, ziyandasın, kaybeden sensin her bir mücadelende, savaşında! Ne ki “yabancı” kaldı sana, bil ki o kadar mahrum kaldın hakikatinden! Dışarda gördüğün dünya-alemi ortadan kaldırsan, bilki yine sen başkasın, kalan BAŞKA!

Kendine, Aslına dönemezsen; dışarıya baktığın sürece “başkalarıylasın”! Uğraştıkça “dışarısı” tükenmez, ama sen tükenirsin!

Gafletten uyan! Kendi “başka”nı gerçekten “başka” zannetme! Bil ki hem “başkalarını” görüp, hem de “başkalarından” kurtulamazsın! ALLAH’ı bilmekse gayen, kendindekini YOK ET!.. “Zan” ile bakmayı bırak, ilminin ışığında yaşa!

Kalmasın “başka” gözünde, bilincinde, gönlünde!..

Gelin, hep BİRlikte “başkasız” bir yaşam için dua edelim…

Gelin, suçlamasız, kınamasız, şikâyetsiz, övgüsüz, sövgüsüz olalım; gelin, “ben” için yaşamayı aşıp, “TEK”e ermeyi amaç edinelim. Elsiz, dilsiz, gözsüz, kulaksız olup, alemi yorumsuz seyre koyulalım!

Gelin hamal gibi bilgi taşımaktan azad edelim kendimizi; lâfı bırakıp, “ALLAH” tan “başkasız” bir yaşam isteyelim…

Gelin, “başkası” olmayalım!

Veren, seven, hizmet eden, şükreden olalım; ama karşısında “başkasını” görmeden! Hatta, ne “gayrını”, ne de “ayn”ını görmeden!

Gelin samimiyete erip, mecazdan kurtulalım; güzelden, bâdeden, sevgiliden de geçelim!

Bilelim ki, hakikat bilgisini bugün ve burada yaşayamazsak, tüm gayretimizle hayalimizdeki yarın için yaşamış oluruz! Zira karşısında gördüğünün hakikatine eremeden giden, neyin hakikatine ermiş olur?

Hep verelim, hep şükredelim, hep hizmet edelim ki, “başka” kalmasın, silinsin gözümüzden, dilimizden, gönlümüzden! Cümlemizin bir tek bilinç olduğunu, aklımızın da, varlığımızın da tek olduğunu görelim!… Kanmayalım, yanıltmasın bizi aynadaki görüntüler!

Gelin “kula şükretmeyen Hakka şükretmiş olmaz” diyen “Rasûlullah’ı” anlayalım!

Gelin, “başkası” kavramından kurtulalım! Olmayan “başkası” ile değil, Hakk ile BİRliği yaşayalım!

Gelin HİÇ’liğin aynasına “başkasız” bakalım!..

07.04.2000, Antalya

:: Karşılıksız Paylaşın © 2002 - Ahmed Baki'nin Tasavvuf ve Bilim Sayfası @ www.ahmedbaki.com ::