|
|
||
|
||
|
İnsan Olan Anlar Bizi ~ 47 ~ Eğer bir kedinin kuyruğunu çekerseniz, döner, tırmalar tereddütsüz; kim olduğunuza bakmadan! Çünkü sinirler vasıtasıyla beynine ulaşan sinyaller, ona bu savunma komutunu verir anında… Çalılar arasından bir ses dalgası giderse kulağına ceylanın, fırlar kaçar anında! Çünkü kulağına, oradan da beynine ulaşan sinyalle kanına adrenalin fışkırır ve gerilen kaslar koşmayı başlatır… Dışardan gözleyen, “hayvan kendini savundu” veya “av olmaktan kurtuldu” gibi yorumlarla ifade eder bu durumu… Oysa, “algı” denen ve beynine ulaşan “uyarılar” vücudun kimyasını harekete geçirerek bu faaliyetleri oluşturmuştur, elinde olmaksızın hayvanın… “İnsansı” var, dikkati sadece “dışına – dış dünyasına” dönük, insan görünümünde, aslından habersiz… “Duyularının algılayabildiklerine” GÖRE davranışlar ortaya koyan! Duyularına ve oradan beynine ulaşan sinyallerle kâh sevinen, kâh üzülen, kâh öfkelenen, kâh kırılan, kâh kıskanan, kâh alınan, kâh ağlayan, kâh azıtan, kâh savaşan… İçin için duygular yaşamayı ve egosunu tatmin etmeyi herşeye tercih eden… Beyniyle, dışardaki nesneler arasında âdeta görünmez bağlar var, o “bağ” ne tarafa çeker veya iterse, onun gereğini yaşar, özgürce(!) tavrını(!) ve tepkisini(!) ortaya koyarak! Egosu ve şartlanmalarıdır tek referansı, tek idolü; ama bilmez bunu, farkedemez, anlayamaz!! Tepkisinin ve duygusunun türü, egosu ve şartlanmalarına GÖRE çıkar ortaya!… Uygunsa egosunun çıkarına ve şartlanmalarına “beğenir”, değilse “nefret eder”… Uygunsa egosuna ve şartlanmalarına “sevinir”, değilse “üzülür”… Uygunsa egosuna ve şartlanmalarına “över, yüceltir”, değilse, “şikayet eder, yerer”… Uygunsa egosuna ve şartlanmalarına “hoşgörür, sabreder”, değilse, “kınar, yerden yere vurur”… Uygunsa çıkarına ve şartlanmalarına “teşekkür eder”, değilse “nankörlük”… Uygunsa çıkarına ve şartlanmalarına “alır, sahiplenir”, değilse “bırakır, terkeder”… Uygunsa çıkarına ve şartlanmalarına “bağışlar”, değilse “öç alır”… Uygunsa çıkarı ve şartlanmalarına “dost” edinir, değilse “düşman”… Hatta ve hatta, uygunsa çıkarına ve şartlanmalarına “iman ettim” der, değilse “inkâr eder”… Egosunu ve şartlanmalarını, nesnelerle beyni arasındaki “algı denen bağlar” ne tarafa çekerse, ona göre koyar tepkisini ve tavrını ortaya… Tepkisiz, tavırsız, bağımsız yaşayamaz! Dünyası “ben”i ve “bedeni” üzerine kurulmuştur; içinden gelen “güdü”südür rehberi, güdülür “içgüdüsüyle”… Bir ceylan kadar(!) özgürdür sağlam vücut biyokimyasıyla!?! Biyokimyası sayesinde, bir aslan kadar hükmedicidir, bir tilki kadar kurnaz, bir sırtlan kadar fırsatçı; bir karınca kadar çalışkan; bir maymun kadar taklitçi; bir ayı kadar zevkperesttir!… Bir de “insan” var ki, bilinci ÖZÜNE dönük yaşayan; eliyle, gözüyle, kulağıyla, herşeyiyle ÖZÜNDEKİ Varedenine hizmette olan! Çıkarına, bedenine, egosuna, şartlanmasına hizmet etmek yerine, çevresine birşeyler vermek isteyen! Üreten, ÖZÜNDEN geleni dağıtan, bağışlayan! Dışarda görünen nesneler ve olaylar değil, Özünün sesidir davranışlarına yön veren! “Karşımdakinin karşısında şimdi ne yapmalıyım?” kaygısıyla değil, “ÖZÜMÜN, ASLIMIN, HAKİKATİMİN İNDİNDE hangi bakış açısını kazanmalı ve ona göre ne tür fiiller ortaya koymalıyım” düşüncesi içinde yaşayan! Ve bu yolda yeni idraklarla her dem ilerleyen! Başkasına(!) karşı değil, ÖZÜNE karşı sorumlu olduğunu ve EVRENSEL bir SİSTEM’in kesintisiz işlediğini farketmiş! “Şartlanmalara” göre değil, EVRENSEL GERÇEKLERE göre düşünce ve davranışlarına yön vermeyi seçmiş… Ayrı görmez kimseyi, herkes ne gaye ile varolmuşsa, onun gereğini yerine getirecektir, bilir… Kızmadan, kırılmadan, alınmadan, üzülmeden, kıskanmadan, tavır almadan, öfkelenmeden, öç almadan, tepkisiz yaşamı benimsemiştir! Çünkü karşısındakiyle dava değildir gayesi, HAKİKATİNİ farkedip yaşamasına engel olanlardan arınmaktır amacı! Emrem Yûnus’un dediği gibi, “dövene elsizdir, sövene dilsiz” ve dahi gönülsüz! Elindekini paylaşır, ihtiyacı olana verir, eksiği olanın eksiğini giderir, muhtaca yardım eder, sevgiyle bakar, korur, çevresindekiler için dünyayı daha iyi yaşanacak, daha iyi değerlendirilecek bir yer haline getirmek için uğraşır! İmanıyla da bilir bu arada, bunlarla dahi kayıt altına girilmeyeceğini; aslında eksiğin, noksanın, muhtacın olmadığını… ÖZÜNDEN aldığıyla, karşısındakine ulaşan nimete sadece vesile olduğunu! Ama kulluğudur bu da, bilir haddini, yerine getirir gönlünce, rızayla… “Evrensel insan”dan bahsedilir bir de, dünyevi gözle de olsa! Tüm beşeri değerleri, sırtından ceketini çıkarır gibi çıkarıp bırakmış dünyada, teslim etmiş varını-yoğunu Sahibine, yokluğunu bilmiş ve gereğine ermiş Sınırsızlık âleminde! Kendinden değil, sadece bıraktığı izinden ve anısından bahsedilen aslında!… Sınırsız bilinçten, sınırsız ilimden, her halde sınırsız ve koşulsuz şükürden, sınırsız ve koşulsuz sabırdan, sınırsız ve koşulsuz hoşgörüden, sınırsız ve koşulsuz hizmetten, sınırsız ve koşulsuz vericilikten, sınırsız ve koşulsuz samimiyetten ve sevgiden başka eser bırakmayan… Karşılıktan, beklentiden arınmış, ne bugün, ne yarın için, ne dünyalık, ne ahıretlik hiç bir beklentisi olmayan… Sınırsızlık âlemine CAN olup, “insanların” dünyasında görünen!… ALLAH için, ALLAH’tan, ALLAH’ta varolmuş ve nihayet ALLAH’a dönmüş… Hakikati olan “ALLAH” indindekini, varlığını izhar ettiği “insana” bildiren, bulduran! ALLAH’tan İNSANA ulaşanı ulaştıran! Özünden İNZAL olanı, varlığından İRSAL eden… Tüm yaşamı, “algıladıklarına” reaksiyon vermek üzere kurulmuş, “tepki” ve “tavırdan” başka üretimi olmayana, “etraf”sız olamayana, “başkasız” düşünemeyene, vücudunun biyokimyasına tutsak, ego ve şartlanmalar mabedine kapanmış olana ne ifade eder bu sözler?… Ama, ÖZÜNDEKİ cevheri görüp te O’na ermek için “herşeyini” feda edebilene, bu uğurda “kimsesiz” olabilene, “hürriyet” arzusuyla “bağ”lardan arınmayı gaye edinebilene; “ALLAH” bana kâfidir idrakiyle “ALLAHUEKBER” deyip “herşeyi” ardına atıp ta ÖZÜNE yönelebilene ise, elbette çok şey ifade eder!!! Yine Emrem Yûnus’un dediği gibi, “insan olan anlar”, insana ulaşmak üzere dile geleni!… Bize “İNSAN” olmanın yolunu gösteren RASÛLULLAH’a salât ve selam olsun!… 09.07.2000 |
||