|
"İslam"
nedir? Neden
"İslam"? "İslam"
kelimesi kullanım alanı olarak iki mânâdan kaynaklanıyor: Selâmete
çıkma, selâmete erme anlamına. Teslim
olmak anlamına... İslamı
anlamak için, öncelikle "Hz. Muhammed Neyi OKUDU"
isimli kitabımızda anlattığımız bir biçimde "İkra"-"Oku"
diye başlayan, ilk âyetlerin mânâsını anlamak gerek. Bundan
sonradır ki, İslam`ın ne olduğunu anlamak daha kolay
olur. Niçin
İslam? "İslam";
selâmet bulma, selâmete erme, "selâm" isminin mânâsının
sizde açığa çıkması anlamında!. "Allah"ın
"selâm" isminin mânâsı ortaya çıktığı
zaman kişi, bir kısım ilâhi isimlerin mânâsıyla tahakkuk
etmek suretiyle, cennet yaşamı dediğimiz yaşama geçer. İşte
bunun içindir ki İslam, bunun için teslim olmak. "KESİNLİKLE
ALLAH İNDİNDE DİN İslam'dır"; diyor
Kur`ân!... Din,
"ALLAH" hükümleri bütünüdür; "ALLAH"
düzenidir; "ALLAH" sistemidir!. Buradaki
ilâhi sistem ve ilahi düzen kavramlarını yanlış anlamayalım!.
Beşeri düzenlerle, sosyal-siyasi düzenlerle, siyasi rejimlerle
buradaki düzen kelimesini karıştırmayalım. "ALLAH"
sistemi dediğimiz zaman, olayı kelime şekliyle, şeriat yönüyle
de ele almayalım!. Bu
öyle bir düzendir ki, Kur`ân bize bu sistemin her an, her zerrede
yürürlükte olduğunu bir çok yerinde vurguluyor. "VE
LEN TECİDE Lİ'SÜNNET'İLLAHİ TEBDİLÂ" (48-23) "ALLAH'IN
YARATIŞ SİSTEMİNDE ASLA DEĞİŞME - YENİLENME OLMAZ" âyeti,
bu genel düzeni ve sistemi anlatıyor. Yani
ister nebat, ister hayvan, ister insan, ister melek, ister cin
olsun, tüm varlıklar bu genel sistem içinde kendi varoluş
gayelerine uygun olarak görevlerini meydana getirmektedirler!.. "KESİNLİKLE
ALLAH iNDİNDE DİN İSLAM’DIR" âyetinde
de işaret edilen mânâ, tüm varlıkların bu "doğal ve
zorunlu teslimiyeti"dir.. Yani
bir diğer ifadesiyle; "Evren
tüm içindekileriyle "ALLAH"a teslim haldedir"!..
KESİNLİKLE
TÜM VARLIKLAR ALLAH`A TESLİMDİR Kİ, BU, GERÇEK DİNDİR!.. Varolan
hiç bir varlık, hakikatı itibariyle, esası itibarıyla "ALLAH"a
isyan edemez, âsi olamaz. İblis`in
"Allah"a isyanı dahi, ezeli görevi ve var oluş
programının sonucudu!r... Çünkü varoluş mertebelerinde, bir çok
varlıkların, kendi görevlerini yapmaları, veya imtihana tabi
tutulmaları, cinler aracılığıyla olacaktır. Eğer
iblis`in o isyan dediğimiz hali olmasa, ne Adem cennet yaşamından
ayrı düşer; ne insanlar madde bedenin getirdiği sıkıntı ve
zorluklara düşer; ne de insanların geçmişteki cennet halinden
çok daha ileri boyutlarda olan özlerindeki ilâhi gücü ortaya çıkarma,
çalışmaları var olurdu!... Çünkü,
zaten Adem, cennet yaşamı içinde iken bugün hedeflediğimiz,
istediğimiz şeylerin bir kısmına sahipti... Yani, o bir kısım
ilâhi güçlerle tahakkuk ediyordu!. Cennette
herkesin her istediği olacaktır!. Adem`in
de cennette hemen her istediği oluyordu!. Ancak
şu farkla ki... Adem
Aleyhisselâm yeryüzünde yaratılmıştı!... "YERYÜZÜNDE
BİR HALİFE MEYDANA GETİRECEĞİM"... ayeti
de, O`nun yeryüzünde varoluşunun apaçık ispatıdır!.. Bizler
gibi bir madde bedeni mevcuttu!... Bu sebeple de bulunduğu yere "yeryüzü
cenneti" denmekteydi!. Ancak
yeryüzünde yaşamasına rağmen, bizim bugün elde edemediğimiz
pek çok isteklerini gerçekleştirebiliyordu... Çünki
kendisindeki ilâhi güçlerin açığa çıkmasını engelleyen "VEHİM"
duygusu oluşmamıştı!.. "VEHİM"
duygusu insanda mevcut bulunan en büyük şer güçtür!. Varolmayan
ya da varolması mümkün olmayan şeyleri imkan dahilinde göstererek
bilinci âdetâ esir eder!.. Tüm korkuların, endişelerin,
sıkıntıların kökeninde "vehim" yatar!.. "Negatif
varsayım" diye günümüz diline çevirebileceğimiz bu
deyimin insan yaşamındaki yeri hiç kimsenin tahmin edemiyeceği
kadar büyüktür!. Eğer
kişi "VEHİM" duygusunu kontrol altına
alabilirse, yaşamı âdetâ cennet yaşamına döner... Buna karşılık
insan "vehminin" esiri olursa, yaşamı artık bir
cehennemdir!. Varolmayanı
var sandıran; varolanı da görmezlikten getiren kuvvettir "VEHİM"!.. İnsan,
"VEHİM" hükmü altına girmemiş bir akılla
herhangi bir şey düşünüp, o şeyi yapmağa karar verirse; ve bu
hususta da azimli olursa, normal şartlara göre imkansız olan o şeyi
mümkün hale getirebilir!.. Ve
sanki bir madde bedeni yokmuşçasına özgür bir yaşam sürebilir...
Sanki cennetteymişçesine!... İşte
yeryüzünde yaratılmış olan Adem Aleyhisselâm da, "VEHİM"
duygusunu tatmadan yaşadığı için bulunduğu ortam "yeryüzü
cenneti" olarak tanımlanıyordu.. Şu
gördüğümüz, içinde yaşadığımız nizam, gerçeği itibarıyla,
ilahi hükmün âşikâre çıktığı bir nizam ve düzendir. Kainatın
ve evren içindeki her birim... Dikkat
edin, burada "birim" kelimesi özellikle üzerinde
durulması gereken bir kelimedir; zira insan, melek, cin, hayvan,
nebat hep birim kelimesinin içine girer... Evet,
her birim, gerçek mânâsıyla "Allah"a kulluk hâlindedir.insanlar
ve cinler için zaten bu, Kur’ân'da çok açık ve seçik
vurgulanmıştır. "BEN
iNSİ VE CİNNİ KULLUK ETMELERİ iÇİN YARATTIM" Allah'ın
bir gaye için yarattığının, o gayeye hizmet vermemesi mümkün
değildir!... Muhaldir!. Dikkat
ediniz, buradaki âyette hiç bir sınırlama yoktur!... "Müminleri
kulluk etsinler diye yarattım", demiyor!... "Sadece
insanları.... "da demiyor!... "Cinleri
de... " diyor. "Cinleri
de..." dediği zaman, "şeytan ve iblis"
tavsifleriyle anlatılan tüm cinler dahi bunun içine
giriyor!.. Melekler,
zaten mutlak kulluk halinde!... Bütün melekler doğal
olarak ALLAH hükümlerinin gereğini uyguluyor, yerine getiriyor..
Onlar için zaten tartışma yok. "İnsanlar
ve cinler" için, acaba kulluğu yerine getiriyor mu
getirmiyor mu tartışması var!. Halbuki bu tartışma da abes!. Âyet
var Kur’ân-ı Kerim’de!. Âyete
göre "İNS" ve "CİN" türleri istisnasız
ve sınırlamasız hepsi de "Allah"a
kulluk etmeleri için yaratılmıştır. "Allah"
bir nesneyi, bir birimi ne iş için yaratmışsa, o birim yaratılış
gayesinin gereğini mutlaka, olduğu gibi yerine getirecektir!.
Bunda hiç bir tereddüt yoktur!. İşte
bu yüzdendir ki, ALLAH muradına uygun olarak yaratılmış
olan bütün varlıklar, "Allah"ın dileğine uygun
olarak, gereken fiilleri ortaya koymaktadırlar. Bu
"Din"dir ve bu "İslam"dır. Onun
içindir ki âyette: "KESİNLİKLE
ALLAHiNDİNDE DİN İSLAM`DIR".
(3-19) denmiştir.
Ve
ayrıca vurgulanmıştır ki: "İSLAM`IN
GAYRINI DİN SEÇENDEN BU KABUL EDİLMEZ"!.. (3-85) "KİMİN
ANLAYIŞINI İSLAM’I KAVRAMAK ÜZERE AÇARSA ALLAH, BU ONA RABBİNDEN
BİR NURDUR" (39-22) Evet,
"İslam"ı gerçek anlamıyla kavrayabilmek son
derece büyük ve önemli bir iştir; ki, Rabbinden kendisinde açığa
çıkan bu "NUR", yani gerçeği farketme-kavrama gücü,
kişiyiyi evrensel sistemi tanıma noktasına ulaştırır!.. Şimdi
biz âyetleri anlamak için incelerken, öncelikle şunun üzerinde
çok duracağız... Âyetin başında ve sonunda herhangi bir sınırlama,
bir istisna var mı, yok mu?... Önce buna bakacağız!. Mesela:
"BİZ
YERYÜZÜNDE İNSANI HALİFE OLARAK MEYDANA GETİRDİK."
derken
insanın halifeliğini "yeryüzü" ile sınırlıyor!.
Yeryüzünde halife!.. Burada bir sınırlama var!. Fakat,
"Kesinlikle Allah indinde din islam"dır derken,
orada bir sınırlama bir kayıt yok... Yani, dünyada veya falanca
galakside demiyor!.. Nerede?...
Dünyada
da!. Dünyanın içinde bulunduğu güneş sisteminde de!. Diğer
galaksilerde de!. Kâinatın
tamamında yani bütün bu evrenin tüm yapısında, her zerrede,
her noktada bütün varlıklar Allah`a teslimdirler!. Burada
kesin olarak işte bunu vurguluyor!. Yalnız
burada gözden kaçırmamamız gereken nokta şudur: "Bütün
varlıklar Allah`a teslim olmuş vaziyettedirler" derken,
birimler kendi özgür iradeleriyle "Allah"a teslim
olmuş, değil!.. Birim,
"FITRATIYLA" yani var oluş şekli ve programıyla Allah'a
teslim olarak yaratılmıştır, zaten!... Birim,
Allah'ın indinde, dilemesine uygun olarak meydana getirilmiştir
Allah tarafından... "FITRATIYLA"
meydana getirildiği için de, teslim olmuş durumdadır!. Yani,
birimin teslimiyeti dediğimiz, "Allah'a teslim olma hâli"
dediğimiz, içinde bulunduğu hâl, var oluşundan yani "fıtrat"ından
meydana geliyor otomatikman!... Yapısından,
nüvesinden, özünden meydana geliyor!.. İşte
bunu izah içindir ki Hz.Rasûlllah : "Her
doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar" demiştir.
("FITRAT" konusunun içyüzü geniş bir şekilde
"Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU" isimli kitabımızda açıklanmıştır.
Arzu edenler bu konuyu detaylarıyla oradan inceleyebilirler!. A.
HULÛSİ ) Olaya
yüzeysel bakanlar diyor ki; "müslümanlığı kabule istidatlı
olarak doğar her doğan çocuk"!. Hayır!
Olayı yalnızca "müslümanlık"la kısıtlıyarak
dar anlamda almayalım!. Her
doğan çocuk; ki bunu bebek diye de; veya geniş kapsamlı olarak
kainatta var olan her varlık diye de anlamak mümkündür...İslam
fıtratı üzere doğar, yani İslam kelimesinin açıkladığı
mânâda, programlanmış olarak meydana gelir. Nitekim
başka bir âyet: "DE
Kİ: HEPSİ DE (Şâkıleleri) VAROLUŞ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA FİİLLER
ORTAYA KOYARLAR!." (17-84) Ayette
geçen "ŞÂKİLE", daha önce izah ettiğimiz, "FITRAT`ın
oluşturduğu programın doğrultusu", anlamındadır.. İşte
bu husus, "İslam"ı açıklar. Yani,
var olan bütün birimler; "KESİNLİKLE
ALLAH iNDİNDE DİN İSLAM`DIR" hükmünce
meydana gelmiştir. Bu
yüzdendir ki "İslam", dünyada sadece belli bir kavmin
veya insan topluluğunun dini değil; kâinatta geçerli olan nizam,
ilâhi düzendir!. Şayet
bunu anlıyabildiysek, artık "İslam"ı dar mânâda
sadece belli ölçülerle, şekillerle kayıt altına almayalım!. "İslam",
"Allah"ın, dilediği mânâları ortaya koymak üzere,
kainatta mevcut tüm birimleri kendi ilmiyle, ilminden, dilediği
yapı ve özelliklerle; dolayısıyla da kendine "TESLİM"
bir halde halketmesi; ve birimlerin de bu gayeye yönelik davranışları
doğal olarak ortaya koymalarıdır. Bu
durumda bir kişinin "İslam"ı fark ve kabul
etmesinin doğal sonucu olarak ne yapması gerekir?
* * * |