|
İNSAN ve DİN
-
Ahmed Hulûsi |
|
|
|
|
|
|
Biraz yaşlanınca, kova ağır gelmiş, taşıyamamış kaynak suyunu dolu olarak!...
Bu
arada kova da eski oldugundan, su kaçırmaya başlayınca, kabilesine dönene kadar
hayli su eksilmiş... İhtiyar da buna göz yummuş; yükü hafifliyor diye... Ama
kabilesi içine de boş kovayla dönmek hoş görünmeyecek... Oradaki kirli sulu bir
kuyudan kovasındaki eksik suyun üstünü tamamlayıp girmiş kabilesinin içine;
“size has kaynaktan su getirdim” diye...
Tadanların çok azı anlamış suyun saf kaynak suyu olmadığını, bulanıklığından,
tadından!... Çoğunluk ise farkedememiş saf kaynak suyu olmadıgını; saf kaynak
suyunu bilmediklerinden. Kaynağa gitmediklerinden!.. Getiren ihtiyara güvenip,
has kaynak suyu diye içmişler o karışık bozulmuş suyu... Herkese de başlamışlar
konuşmaya, “işte has kaynak suyu böyle olur”, diye...
İnsanlar yaşlanınca beyinler daha yetersiz çalışmaya başlıyor...
Akıl
yeterli gelmiyor bazı konuları detaylı kavramaya... Hele gençler akla gelmedik
sorularla çıkınca insanın karşısına, hepten bocalayıp, yakıştırma, tutarsız
cevaplar verilmeye başlanıyor ana konuya yama olarak!. Kaynakla bağlantı koptuğu
için, kaynağa gidilmediği için...
Kimileri de kendi
patronajına halel gelmesin diye öne sürüyorlar, her vesileyle şu fikri:
—Kaynak
kutsaldır, onu rahatsız etmeyin... Biz size her türlü yardımcı olmaya hazırız...
Ne
var ki, kaynakta yazılı fikirlerle örtüşmeyince verdikleri cevaplar; çelişkiler
açığa çıkınca, bu defa kaynaktan gelenler örtülmeye, yorumlanmaya başlanıyor;
—O öyle demiştir ama,
esasında böyle denmek istenmiştir... O sizin aklınız almayacağı için böyle
demiştir ama aslı budur;
gibilerden saçmalanmaya.
Kaynağın yazdıkları, söyledikleri, tevile, saptırılmaya, rotasından çıkartılmaya
başlanmaktadır.
Sebebi basittir.
Kaynak olmayanlar, kaynakların açıklamalarına akıl erdiremedikleri yerde, kendi
mantık yetersizlikleri içinde konuya çözüm aramakta ve buldukları yamalar da
kaynağın orijinaliyle bütünleşmeyince de olayı saptırarak, tevil adı altında
kendilerini gündemde tutmaya çalışmaktadırlar.
1966
yılında yazdığım TECELLİYAT kitabıyla bugünkü görüşüm arasında hiç bir
fark yoktur.
15
sene evvel kasete alınmış sohbetimde söylediklerimle, işaret ettiğim
gerçeklerle, bugün anlattıklarım hep aynıdır.
Düşüncelerim toplumda zamanla çarpıtılmasın diye, kitap yazdım. Sohbetlerim
kasete alındı. Videoya çekildi.
Ne yazmış ve ne söylemişsem, bugün de aynı şeyleri yazar söylerim. Bu ALLAH’ın
bahşettiğine ve Rasûlullah’a karşı sorumluluğumun gereğidir.
Yarın Rasûlullah huzuruna çıkacağımı ve yazdıklarımın vebalini omuzlarımda
taşıyacağımı bilerek, bunları kaleme aldım.
Yanıldığım yerler varsa, bunların mesuliyeti bana aittir.
Ama
hiç kimse, benim söylediklerimi veya yazdıklarımı kendine göre değiştirerek,
sınırlı görüş alanına göre yorumluyarak, yazdığım gerçekleri saptırma hakkına
sahip değildir!.
Bu
gerçekler dolayısıyla insanlara:
“AKLIN
YETERLİ DEĞİLSE BARİ İMAN ET!.” denmiştir.
İman edemeyenler, akılları da yeterli olamayınca,
maalesef işte böyle durumlar ortaya çıkmakta, kaynağın suyu bulandırılmaktadır!.
Lûtfen kaynak suyunu bulandırmayın!.
15 Mart 2002
Raleigh – NC, USA
* * *
|