|
İNSAN ve DİN
-
Ahmed Hulûsi |
|
|
|
|
|
|
“ALLAH” adıyla
işaret edilenin dilemesi ve programlamasıyla oluşmuş bir sistem içinde
yer alan bizler, algılama kapasitemizin sınırları içinde, kozamızda
yaşarken; bir yandan da haddimizi bilemeyip, sanki evrenin hükümdarı
gibi evrene ve yaşama dönük değerlendirmelerimizi sürdürmekteyiz!..
Evrenin
gerçek boyutlarına, bir açıklamasında “yedi kat semânın her biri bir
diğeri içinde çöldeki yüzük gibi kalır” diyerek işaret eden ALLAH
Rasûlü’nün bildirdiği Din’den bîhaber; 1400 küsur yıl
öncesinin Bedevisi bakışıyla, geçen süreç şartlarının getirdiği
sınırlı anlayış yorumları ve dahi araya karışmış safsatalarla meczolmuş
Müslümanlık anlayışı ile 2000’lerde yaşamımızı düzenlemekteyiz!..
“Mi’râc”ı, at veya füzeyle uzayda seyahat, sonucunda da gökteki bir
tanrı huzuruna çıkmak; ve dahi gökteki tanrıyla buluşup ondan buyruklar
almak ve hatta onunla pazarlık etmek; diye anlayan kafa yapısı; ALLAH
,
ilkel anlayışıyla sınırlı kişisel hükümler vererek, dünya ve âhretimizi
düzenlemeye kalkmakta; biz de bütün bunları kerâmetmişçesine
kabullenmekteyiz!.. Bu ilkel anlayışla âdeta kabile dinine dönüştürülmüş
Müslümanlık anlayışından, kıyâmete kadar geçerli evrensel gerçekleri
vurgulayan İslâm Dini anlayışına ne zaman nasıl yükseleceğiz?
Kim bu
gidişe “DUR” diyecek?
Hâlâ
gelmeyecek mi bizi İslâm Dini’nin gerçeğine yöneltecek, akıl ve mantık
dışı safsatalarla iç içe geçerek melezleşmiş Müslümanlıktan kurtaracak
bir aydınlatıcı...
Düşünebilen
beyinlerde sorular çok... Ne çare ki, geçmişin safsatalarından arınmış,
mantıksal bütünlük içinde gerçekleri ve sistemi
dillendiren kişi yok!..
Cahil, bilmediğini
bilmemekte!.. Aydınsı, bin türlü çelişkili fikirler içinde, sistemli ve
mantıksal bütünlük içindeki bakıştan ve konunun ruhundan ne kadar
yabancı olduğunu fark edememekte!..
İlim, mukallitlerin
dilinde olmuş kilim; ayaklara düşmüş, paspas edilmekte!..
Meded Ya Rabbül
âlemin!.. ALLAH Rasûlü Muhammed Mustafa
(aleyhisselâm) hiç bir puta ve Tanrı’ya inanmayan hanîf iken, vahiy ile,
tüm varlıkların aslı, hakikati, özü ve zâhiri olan; ancak tüm bu
anlamlarla da kayıtlanmaktan beri, orijini müşahede edip; bundan sonra
da insanları putlardan arındırmaya çalışmış 1400 küsur yıl önce...
Anlatmaya
çalışmış ki, dışa yönelik tapınılacak hiçbir varlık yoktur!.. Yalnızca
her birim kendi özü ve hakikati olan “ALLAH” adıyla
isimlenmişe biçimsel–mekânsal olmayan anlamda ulaşma imkânına
sahiptir!..
Mirâc
yolu, “salât”ın yaşanmasıyla, birimin özüne dönük olarak, tüm inananlara
açıktır!.. Göklerde ise
ulaşılacak bir hedef veya tanrı asla mevcut değildir!.. Keza, dıştaki
bir varlığa yönelik herhangi bir ibadet de asla söz konusu değildir!..
İbadet adı verilen tüm çalışmalar,
kişinin, kendisine Fâtır’ın bahşetmiş olduğu ve kolaylaştırdığı yoldan,
fıtratı kadarıyla hakikatinin muradını gerçekleştirmek içindir.
Tasavvuf
erenleri, tasavvuftaki yolculuğu, “başladığı noktaya gelen daireyi
tamamlamaktır” diye târif etmişlerdir. Bireysellik ve birimsellik
noktasından hareket eden düşünce yolcuları, aşama aşama “eşyâ(şeyler)nın
hakikatine ilerleyerek, her şeyin TEK’ten varolduğunu müşahede ederler.
Bu boyutta, basîretleriyle tespit ederler ki, hakikatleri itibariyle,
çokluk yani kesret mevcut olmayıp, varlık TEK’ten ibarettir. Ne
kendileri ne de çeşitli boyutlar ve evrenler hiç varolmamıştır!..
Böylece yarım daire tamamlanmış, “fenâfillah” gerçekleşmiş
olur... Bunun biraz ötesi de vardır ki, onu burada dillendirmenin gereği
yoktur.
2. yarım
dairenin yolculuğu kolaylaştırılmış olanlar ise burada kalmayıp,
fıtratları gereği olarak seyirlerinde devam ederler... Bu defa TEK’in
İlim sıfatının, “Mürid” ismiyle işaret edilen İrade
sıfatı aracılığıyla Kudrete dönüşerek, kesrete ait ilmî sûretleri
meydana getirdiğini; bu ilmî sûretleri hâvi mücerred melekin,
kendisinden açığa çıkma mahalli olan “RUH” adlı müşahhas meleğe
dönüştüğünü, bundan meydana gelen hamelei arş denen müşahhas meleklerin
varlığını, ve boyut boyut bunlardan meydana gelen diğer müşahhas
melâikenin varlıklarıyla evren içre nice evrenlerin ve sâir varlıkların
oluşumunu müşahede ederler. Nelerden nelerin nasıl meydana geldiğini,
hangi müşahhas melek(kuvve)lerin hangi kuvveler–varlıklar şeklinde açığa
çıktığını seyrederler. Seyredenin, gerçekte kim olduğunun bilincinde,
varlıksız olarak!..
Tahkik ehli
(hakikatına ermiş —taklitçi değil) olan bu zevât Rabbine yakîn (yakın
–uzak değil) elde etmiş olarak artık bilirler ki, ALLAH Rasûlü’nün 1400
küsur yıl önce bildirdikleri, eksiksiz fazlasız aynen ALLAH Sisteminin
(sünnetullah) sonucudur!.. Kim bunu müşahede ve idrak edemese de, taklit
yollu uygulasa, gene yararını görür; tahkike eremediği için
kaybettikleri kazandıklarından çok çok daha fazla olsa dahi!.. Kim bu
sistemin gereklerine karşı çıkarsa, o da, eksik kalan ibadet adı
verilmiş çalışmalarının kendisinde oluşturacağı eksiklikler dolayısıyla,
sistemin dişlileri arasına düşerek kendi kendini cezalandırmış olur!..
Yaratılmış her boyutta, o boyutun kanun
ve kuralları geçerlidir!.. Hakikati ne olursa olsun!
Kişinin
hakikatinin TEK’e dayanması, onun yaşadığı boyutun şartlarından
azade kalmasını sağlamaz!.. Atomlardan meydana gelen tahta yanar, ama
atomları, tahtanın yandığı ateşte yanmaz!.. Cahil mukallitin dediği
üzere, “benim aslım HAK’tır, Hak cehennemde yanmaz”;
mantıksızlığına ancak kendi gibi anlayışı kıt olanlar inanır!..
Bugün yanan, yarın da yanar! Bugün azap
çeken, yarın da azap çeker!.. Bugün neysen, yarın da osun!.. Bunu iyi
anlamak gerektir.
Hazreti
Muhammed aleyhisselâmın söylediklerini, ne gerekçeyle olursa olsun,
arka plana atıp, seni onun bildirdiği yaşam biçiminden uzaklaştırmaya
çalışanlar, bil ki, seni sadece, vehimleriyle, evham ve aldanış
dünyasına ve bunun sonuçlarına sürüklemektedirler!..
Bal kavanozu
yalanmakla balın nimetlerine erilmez!.. Eczane sahibi olsan, raftaki bir
ilacı kullanmadıkça hastalığından kurtulamazsın!..
Yaşamda kudret hâkimdir!.. ALLAH’ın
“kudret” sıfatı vardır; “acz” sıfatı yoktur!.. Sistemde her an ilmi veya
fiilî kudret, âcize galebe çalıp onu bir şekilde imha etmektedir!..
ALLAH, insanı
yeryüzünde halife olarak meydana getirmiş ve onu kendi esmâ ve
sıfatlarıyla bezemiştir!.. Sen, yaptığın ibadet adı verilen
çalışmalarla, gök tanrısını övüp ululaştırmayacak; varlığına bahşedilmiş
kuvveleri kendinde açığa çıkaracaksın!.. Böylece bir takım yeni kuvveler
elde etmiş olarak başka bir boyutta o boyutun canlıları arasında yerini
alacaksın. Eğer bu kuvveleri bu çalışmaları yapmayarak elde etmemişsen,
bu defa da o boyutun canlıları arasında oyuncak olacaksın, bunun
sonuçlarına katlanacaksın!.. İşte ibadetin amacı budur!..
Evren içre
evrenleri sayısız boyutlar içinde yaratmış “ALLAH” adıyla işaret
edilenin, senin ibadetine ihtiyacı yoktur!.. Kesinlikle
bil ki, ne yapacaksan hep, kendi orijinini tanımak, varlığına
bahşedilmiş özellikleri ve kuvveleri açığa çıkarıp sonuçlarını yaşamak
için yapacaksın!..
“Mehdî”, “kurtarıcı” bekleyerek,
yaşadığın anları boşa geçirme gafletine düşme dostum!.. Mehdî’n
hakikatinde mevcuttur!.. Arıya bile vahyeden ALLAH sana da
özünden her an vahyetmektedir; lâkin veri tabanın bu vahyi sana fark
ettirmemektedir!..
Hazreti
Muhammed aleyhisselâmdan bu yana geçen süreç içinde gelmiş
çeşitli mertebelerde kalmış kişilerin o mertebelere dayanarak söylediği
şeyler, seni asla ALLAH Rasûlü’nün bildirdiklerini uygulamaktan ala
koymasın!.. İslâm Dini’ni hakkıyla anlayıp gereğini yaşamak
için tek örnek Zât Hazreti Muhammed Mustafa adıyla bilinen
ALLAH Rasûlü’dür!..
Ne
mutlu O’nu anlayıp, O’nun düşüncelerini idrâk edip, O’nun evrensel
sistem gereği uygulamalarını örnek alarak yaşamını buna göre
düzenlemek suretiyle, sonsuz mutluluğa erenlere...
3 Ekim 2002
Raleigh – NC, USA
* * *
|