|
“Sünnet-i
Rasûlullah” ve “Bi-izni-hi” başlıklı yazılarımızda “Sünnetullah”
oluşumundaki insana ait bazı gerçeklerin işaretlerine yer vermiştik ve Allah
Rasûlü’nün “zerre külün aynasıdır” cümlesiyle özetlediği holografik
gerçeklik sistemine değinmiştik. Demiştik ki:
NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet zuhuru ve bu zuhurun
üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den, arş isimli evrensel doğurganlık
—algıladığımız madde boyutunda değil— ile tüm esmâ mertebesi hâsıl olmakta;
ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa
çıkmaktadır!.
Kül, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde yani
birimlerde, Rabbin, yani esma terkibinin getirisi hükmü, kademe kademe kişinin
semâvâtından bedene nâzil olmaktadır!.
Tam
burada, konuya farklı bir yaklaşımdan söz edelim şimdi...
Cinnî kökenli veriler,
insanı, hep uzaya, âfaka ve sayısız uzay katmanlarına yönlendirir özüne
yönelişini kesmek için!. “Muavizeteyn” denen “Felâk ve Nas” sûrelerinin
yorumunda inşallah anlatacağım üzere bunların vesveselerine, ilhamlarına
kapılanlar girdikleri etki altında, daha önce bahsettiğim Kur'ân âyetleri ve
Allah Rasûlü duası olan
Korunma
Dualarını çevrelerindekilere
okutmazlar. Oysa bunları okumaya devam edenlere cinlerin tasarrufu ulaşmaz.
Cin adı verilmiş görünmez varlıklar insanların kendi özlerindeki “hilâfet”
sırrına ermelerini kesinlikle istemezler!. Bu ana amaçlarıdır. Bu konuyu geniş
şekilde
RUH İNSAN CİN ile
AKIL ve İMAN isimli kitaplarda yazdık.
“Şeytani Cinler Niçin İnsana Düşmandır”
bahsi bunu açıklar. Bu yüzden de “şeytaniyet” vasfıyla
tanıtılmışlardır.
İnsanın kendi hakikatinde yapacağı mirâç ile keşfedeceği Rabbini, Kürsîyi,
Arşı hep uzayda bir yerlerde aratırlar, sanki somut şeylermişçesine!!!.
Biz
eğer, bu saptırıcı yönlendirmelere kapılmayıp, “Sünnetullah” adı
altında açığa çıkan Allah isimlerinin özelliklerini fark edip; düzenini
ve sistemini anlamak istiyorsak...
Eğer Kur’ân-ı Kerîm’i gerçekten anlayarak ve içindeki sırlara
ererek “OKU”maya başlamak, “değişmez sünnetullah”ın neleri nasıl
oluşturduğunu fark etmek istiyorsak, öncelikle şu inceliğe dikkat edeceğiz:
Okumakta olduğumuz o âyet, insan ya da bir başka birimden söz
ediyorsa, o âyette geçen “Allah” kelimesini veya “Allah isimlerini”
zerredeki aynalığa bağlayıp, kendi özünden gelen bir şekilde
dilenenin açığa çıkması olarak değerlendireceğiz; yani, o birimin
yapısındaki, özündeki mertebelere bağlı olarak anlayacağız.
Buna
karşılık, okuduğumuz âyet, evrensel boyutsallıktan söz ediyorsa, bu defa aynı
isimleri evrensel boyuttaki mertebelerle alâkalı olarak değerlendireceğiz!.
İsmi
“ALLAH” olanın, sıfat mertebesini anlamak istiyorsak, bu defa
karşımıza “İHLAS” Sûresi
çıkacaktır.
İsmi “ALLAH” olanın ZATINI tefekkür ise muhâldir!. Olanaksızdır!.
Sıfat, zata işaret eder ama asla zatı kapsayamaz!. Bu sebepledir ki Allah
Zâtının tefekkürü olanaksızdır!.
“Allah’ı
idrâk, ancak, idrâk edilemeyeceğini idrâk’tır” diyen Muhammed
Mustafa aleyhisselâmın en yakın arkadaşı Ebu Bekir’in bu sözü,
kendisinin mirâcını tamamlamışlığının dile gelişidir!.
Evet
bu gerçeklik fark edilirse, hissedilir yaşanırsa, artık basîret, döner
âlemlerin Rabbi’nin tasarrufuna veya kullarda Rabbin tasarrufunu seyre...
“Senuriyhim âyâtina fiyl âfaki ve fiy enfusihim...”
(41:53)
Biz onlara âfakta ve enfüslerinde âyetlerimizi göstereceğiz...
“Ve fiyl’ardı ayâtü lilmukınıyn. Ve fiy enfusikum efela tubsirun.”
(51:20-21)
İkan sahipleri için, yeryüzünde âyetler vardır. Nefisleriniz de de!.. Halâ
görmüyor musunuz?..
Ayetleri bu inceliğe işaret etmektedirler.
Bu
seyirde de görülür ki, enfüste ve âfakta, mutlak kuvvet ve kudret ve hüküm
yalnızca RABBE aittir!. Ve o Rab, “MÜRÎD”dir!
“İnnallahe
yef’âlu ma YURÎD” (Hac:14)
“Kesinlikle
Allah irade ettiğini açığa çıkartır”!.
İşte
bu âyette de, Allah’ın irade sıfatına işaret vardır ki o sıfatın ismi
de “MÜRİD”tir!.
“Kulun kalbi Allah’ın iki parmağı arasındadır!.”
Her an rabbı olan esma terkibinin açığa çıkışıyla renk alır!
“Rabbin hükmetmiştir ki, kendisinden başkasına kulluk edilmeye!.”
Zirâ Rab tektir, kendisinden başka Rab yoktur.
“İyyâke na’budu ve iyyâke nestaıyn!”
Zâhiriyle, bâtınındaki Rabbinin kulluğunu yerine getirmektedir.
Gel
dostum ömrünü boşa geçirme artık... “Sünnetullah”ı iyi anla, kavra ve
değerlendirmeye bak sana bildirilenleri.
Boş
işlerle geçen zamanın asla telafisi olmayacağını
hatırlatmıştık; bâri, bundan sonra aklını başına alıp, boş şeylerle, şeytanın
sana hoş gösterdiği şeylerle ömür tüketeceğine kendini hazırlamaya bak bu
gerçekler doğrultusunda, dünya yaşamı ötesi sonsuz âleme!.
Hatırla ki, zararın neresinden dönülse kârdır!
AHMED HULÛSİ
22 Temmuz 2005
Raleigh, NC-USA
|